Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

KAF DAĞINDAN KAÇAN EJDERHA

Eğitimci Yazar Hasan Fayda, toplumsal huzuru tehdit eden kırgınlıkları, adalete olan güven ihtiyacını ve kardeşlik bilincinin önemini Habil-Kabil kıssasından günümüze uzanan bir çizgide değerlendiriyor.

Eğitimci Yazar Hasan Fayda, toplumsal huzuru tehdit eden kırgınlıkları, adalete

“Onlara Âdem’in iki oğlu hakkındaki haberi gerçek olarak oku. Hani her biri birer kurban sunmuşlardı da birinden kabul edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti. -Kurbanı kabul edilmeyen-, ‘Seni öldüreceğim’ demişti. O da, ‘Allah sadece muttaki olanlardan kabul eder. Ant olsun sen beni öldürmek için bana elini uzatsan da ben seni öldürmek için elimi uzatmam. Ben âlemlerin rabbinden korkarım. Ben dilerim ki sen benim günahımı da kendi günahını da yüklenesin ve cehennem halkından olasın. Zalimlerin cezası budur.’ dedi. Nefsi kendisini kardeşini öldürmeye yöneltti ve nihayet onu öldürdü; böylece ziyana uğrayanlardan oldu. O anda Allah bir karga gönderdi. Karga ona, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için yeri eşeliyordu. ‘Yazık bana, şu karga kadar bile olmaktan, kardeşimin cesedini gömmekten âciz miyim!’ dedi; sonunda da pişmanlık duyanlardan oldu.” (Mâide 5/27-31) şeklinde isim verilmeden bahsedilmekte Kur’an-ı Kerim’de, bildiğimiz Habil – Kabil olayı.

Bir başka kardeş vakası da şöyle anlatılır Kur’an-ı Kerim’de.

Bir gün “Hani Yusuf babasına şöyle demişti; ‘Babacığım ben rüyada, gerçekten on bir yıldızla, güneş ve ayı bana secde ederlerken gördüm.’ (Yusuf, 12/4)” demişti de babası da ona “Yavrucuğum! Rüyanı kardeşlerine anlatma. Yoksa sana tuzak kurarlar. Çünkü şeytan, insanın apaçık düşmanıdır.” demişti. 

Evet, o gün kardeşleri de Hz. Yusuf’un canına kastetmişlerdi.

Kâinat üzerinde insanlar yaratıldığı günden itibaren birbirleriyle çekişmeler yaşanmış ve el’an da yaşanmaktadır.

Bu hal; ana babadan kardeşlerde olduğu gibi, inanç temelli din kardeşliği kapsamında ve daha geniş bakıldığında da çok rahat kavgalar, çekişmeler olmaktadır; zira çerçeve genişler; o zaman tabir caizse can, yaz günü alev alev yanan ateşten uzaktadır.

Bu bağlamda komşu evde oturanın, çok iyi tanıdığı birinin, komşusunun başına bir olay gelmiş olsa, kardeşine, din kardeşine, insani, vicdani latifeleri ölmemiş olanlardan, hırpalansa bile henüz hayat emaresi taşıyan insanlardan, bu olayla alakalı vicdanen, en azından rahatsız olmasını beklemek, sâfiyane bir beklenti mi olur?

Elbette “hayır” demek isterim.

Vicdanen ölmemiş olanlar için; “Hem, yüz aç adamın huzurunda kemâl-i lezzetle fazla yenilmez.” demiş Lem’alar müellifi. (19. Lem’a, 4. Nükte)

İşte bundan kıyasla “hayır” demek isterim… 

Müslümanım diyenlerin her hafta gittikleri Cuma namazında okunan hutbelerden birinde herkesin duyacağı şekilde ve hatta direğe duvara dayanarak uyuklayanların bile duyacağı şekilde hatip şöyle der:

“Gelin, ümmeti olmakla şeref bulduğumuz Peygamberimizin ahlakını örnek alalım.

Şefkati ve merhameti, fedakârlığı ve kanaatkârlığı, tatlı sözü ve güler yüzü şiar edinelim. Ailemizden başlayarak akrabalarımızla, komşularımızla ve bütün insanlarla güzel, iyi, muhabbet dolu ilişkiler kuralım.

Huzuru ve mutluluğu; bireysellik ve bencillikte değil, Rabbimizin rızasında ve kardeşlerimizin duasında arayalım.” 

Peygamberimizin (sav) “Komşusu açken tok yatan bizden değildir. Allah’a ve ahiret gününe inanan kimse komşusuna iyilik etsin. Kul hakkı yemeyin, kul hakkı ile Allah’ın huzuruna gitmeyin. Yetimin malını koruyun.

Alnının teri kurumadan işçinin hakkını verin. Bizi aldatan bizden değildir. Kendiniz için istediğinizi kardeşleriniz için de istemedikçe gerçekten iman etmiş olmazsınız.

Doğruluktan ayrılmayın. Dürüst olun, yalan ve iftiradan sakının. Gıybet ve dedikodudan uzak durun. Adil olun. Akrabalık ilişkilerinizi sağlam tutun. Birbirinize karşı eziyet ve şiddetten uzak durun. Birbirinize kin beslemeyin. Birbirinize haset etmeyin. Birbirinizi arkanızdan çekiştirmeyin. Ey Allah’ın kulları, kardeşler olun.” emirlerini haykırdı cümle Cuma cemaatinin yüzüne.

Mehmet Âkif Ersoy’un “Şarka bakmaz garbı görmez görgüden yok vâyesi / Bir utanmaz yüz yaşarmaz göz bütün sermâyesi” diye bahsettikleri hariç tutulduğunda bu hitap herkesedir.

Etrafımızda gözü yaşlı, gönlü kırık, boynu bükük birçok insan var ve onlar hayata tutunmaya çabalamakta. Birçoğu bir dedikoduya, iftiraya istinaden bu halde. Doğruluktan ayrılmış olanların “doğruluk”u lügatlerin sayfaları arasında bırakmalarından kaynaklı belki de bu halde… 

“Adalet”i sadece çocuklara isim olarak görmekten dolayı belki de bu halde… Adaletten ayrılıp zulme, eziyete, şiddete başvurulduğu için belki de bu halde. Bir şekilde kıskançlıktan dolayı haset etmek, kin beslemekten dolayı belki de insanlar bu halde…

İnsanları arkalarından çekiştirmekten kaynaklı olarak belki de bu halde… 

O hutbede “Ey Allah’ın kulları, kardeşler olun.” diyerek kardeşliğin gereği neyse onu yapın demekte.

Kur’an-ı Kerim “Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup düzeltin ve Allah’tan korkun ki size merhamet edilsin.” (Hucurât, 49/10) demekte.

Allah’ın rahmeti ve merhameti isteniyorsa ayetin emirleri yerine getirilmeli. 

Toplumumuzda aralarının düzeltileceği, kalplerin yeniden belki bir şokla, masajla hayata döndürülecek, küskünlüğü giderilecek, gözünden akan yaşları silinecek birçok masum var. Evet, onlar belki kuldan yana beklentisizdirler; fakat bu, kulların boynuna yüklenmiş bir borçtur, bir dini ödevdir, emirdir, merhamete ermek için yapılması gereken olmazsa olmazdır.

Etrafımız ateş çemberi. Kuzeyde farklı, doğuda, güneyde farklı ateşler yanmakta, batı zaten ikircikli… 

Kim dost?

Bu manada bakıldığında dostluklar hileli, menfaat endeksli…

Ve bu durum istikbalimizin üzerinde kara bulut… Ateşiyle memleketi yakmaya hazırlanan Kaf dağından kaçmış bir ejderha…

Toplumumuzun dirliğini düzenini tehdit eden bir ejderha…

Bizim bu sıkıntıları aşmamız için önce toplumda iç huzurun temin edilmesi elzemdir. Bugün kamuoyunda af mevzusu konuşuluyorsa, toplum huzuru bu af ile şekillenip canlanacaksa, şundan ya da bundan etkilenmeyen, bağımsız, tarafsız bir sistemle, vicdanlara ipotek, cüzdanlara menfaat konmadan, buna müsaade edilmeden, buna tenezzül edilmeden hakkaniyet üzere, Allah huzurunda hesap verileceği gerçeğinin ışığında yapılması mutlaktır.

Toplum yapısındaki kırıklar, kırgınlıklar tedavi edilmezse, toplum madden, manen, ruhen tedavi edilmezse nasıl olacak ki Türkiye yüzyılı?

Mesela; dün çok yakıcı, yıkıcı, bebek katili olarak yıllarca ülkenin istikbalini karartan terör estiren, azılı terör örgütü PKK ile ilgili bugün çözüm aranırken, “Ülke menfaatlerini öne almış; ülkesine faydalı olan, olacak olan eğitimli beyinlerinin gecelerini gündüzlerini karartan, hayatlarını perişan eden ve yıllardır ülke ufkundaki kara bulutların dağılmasına da engel olan, çok büyük bir yara, bir kangren” diye bahsedilen Sayın Eski Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ında çok üzerinde durduğu KHK problemi göz ardı edilirse, bunun mezkûr vakalardaki kardeşlerin kardeşlerine yaptığı ezadan cefadan farkı olur mu?

Şeffafiyet, mukayese anlamında hesap verilebilirlik, adil muamele, kayırmasız, yansız uygulama toplumun aslında beklediği, ihtiyacı olduğu bir haldir. Hayata geçirilecek bu uygulama, toplumun da yüreğinde oturmakta olan, küllenmiş, kırılmış adalete güven mekanizmasını harekete geçirecektir. 

Güven, toplumu toplum yapan esaslı bir saiktir.  

Güven tesis edilmezse, adalete güven inşa edilmezse ortaya sakat, battal bir ucube çıkar ki bundan kimse memnun kalmaz ve oluşan memnuniyetsizlik, tesis edilmek istenen kardeşlik ortamının iltihaplı, ölümcül bir yarası olur. 

Bu, memleket insanının uyarı sistemlerini felç eder, umutlarını yok eder. “Amaan bana ne, bana sahip çıkmayan, beni yok sayan, beni yaşarken öldüren memleketin, milletin ne hali varsa görsün.” şeklindeki kırılma, küskünlüğü, pasifize olmuş direnişi oluşturur, bu da ileri aşamalarda memleketin yok oluşu demektir, maazallah…

Memleket olarak şu bu demeden, el ele tutuşarak dostluk, kardeşlik, şefkat, merhamet, af, barış, hoşgörü, özgürlük atmosferinin mevsimler yerine hüküm sürmesine o kadar çok hasretiz ki izahta kelimeler aciz kalmaktadır.

 “Türkiye yüzyılı” ancak bu şekilde, ütopik bir hayal ürünü olmaktan çıkarak mücessem hale gelmez mi?

Vesselam…

 

Hasan Fayda
Latest posts by Hasan Fayda (see all)
Instagram'da Takip Et
Verified by MonsterInsights