Türkiye’de eğitim denildiğinde aklımıza ilk gelen kelimelerden biri ne yazık ki “sınav” oluyor.
LGS, YKS, TYT, AYT, KPSS… Çocuklarımız daha okul sıralarında sınav maratonuna hazırlanıyor. Başarı, çoğu zaman birkaç saatlik sınavda yapılan doğru sayısıyla ölçülüyor. Oysa eğitim, doğru sayısından çok daha büyük bir mesele.
Bir çocuğun merak etmesini, soru sormasını, araştırmasını, üretmesini, hata yapmaktan korkmamasını ve hayata hazırlanmasını istiyoruz. Fakat sistemin büyük bölümü çocuğa “kaç net yaptın?” diye soruyor.
Sonra da neden kitap okumuyor, neden merak etmiyor, neden araştırmıyor diye hayıflanıyoruz.
Elbette sınavlar olacak. Büyük nüfuslu bir ülkede üniversiteye ve bazı okullara öğrenci seçmek için ölçme ve değerlendirme sistemlerine ihtiyaç var. Sorun sınavın varlığı değil; eğitimin sınava indirgenmesi.
Öğrenci okulda öğrenmek yerine sınava hazırlanıyor. Öğretmen bazen konuyu yetiştirme telaşına düşüyor. Veli, çocuğunun gelişiminden çok deneme sınavındaki netini takip ediyor. Dershaneler, kurslar, özel dersler derken çocukların hayatı test kitapları arasında sıkışıyor.
Peki ya hayat?
İletişim kurmayı, birlikte çalışmayı, problem çözmeyi, sorumluluk almayı, adalet duygusunu, empatiyi, üretmeyi kim öğretecek?
Eğitim yalnızca iyi bir üniversiteye girmek için verilen mücadele değildir. Eğitim, iyi bir insan ve donanımlı bir birey yetiştirme meselesidir.
Keşke çocuklarımızın başarısını yalnızca kaç soru çözdükleriyle değil; ne kadar merak ettikleri, ne kadar ürettikleri, ne kadar geliştikleri ve hayata ne kadar hazır olduklarıyla da ölçebilsek.
Çünkü sınav kazanmak bir hedef olabilir.
Ama eğitim, hayatın kendisidir.
Ve galiba bizim yeniden hatırlamamız gereken en önemli şey de budur.
Umarım Türkiye yüzyılı maarif modeli bunu hayata geçirir
- Keşke sınavlara değil, eğitime odaklanabilsek - 12.09.2026
- Ecel Geldi, Ne Çare… Amenna da - 29.08.2026
- Ünlülerin suçu ne? - 11.08.2026

YORUMLAR