Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Hasan Fayda
Hasan Fayda

Umutsuzluk toprağında ümit tohumları

Tam da ümidinizi kesmek üzeresiniz… Lakin o “Kutsî beyan” dilinize pelesenk oluyor, dilinizi damağınıza yapıştırtmıyor, susuzluktan kıvranıp da takır takır kuruyan boğaz gibi, gırtlak gibi batıyor, öksürtüyor… Dönmez oluyor hanesinde diliniz nihayetinde…

O, zihninizin içinde bir oraya bir buraya koşturuyor. Evladını, sevdiklerini tehlikeden korumak kurtarmak için koşturuyor anaç tavırla… Şöyle diyor o beyan Yusuf suresinin 87. ayetinde; “Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez.”

Bergman “Dünyayı bir tek utanç kurtarabilir.” derken A. Tarkovsky de “Utanmak, insanlığı kurtaracak düzeyde güçlü bir duygudur.” der. Aslında kısmen haklı olsalar da dünyayı “sevgi” kurtaracaktır. Sevgi, Yaratıcının gönüllere atmış olduğu tohumlardandır. Şartlar yerine gelmiş olursa yeşerir. Öyle ki o yeşerme dallarıyla, kollarıyla, yaprak ve çiçekleriyle ve hatta meyveleriyle olur ki atmosferini oluşturuverip ortamı baharlara dönüştürüverir.

O sevgidir ki gönül tellerimize dokunan bir mızrap, bir tezene olur dertli dertli inletir, kalbimizin atışını hızlandırıp kanımızı coşturur, etrafını incitmeden akan ırmaklar gibi çağıldar, beşikte uyuyan bebeleri uyandırmadan sükûnete erdiren anaların, ninelerin dilinde devirleri aştıran ninni… Anadolu’nun yağız delikanlısının, kerimesinin “Güneşin doğup battığı her yerde nam-ı celil-i Muhammediyi sallallahu aleyhi vesellem, yeşertmek, filizlendirmek için” alıp verdiği helal nefes… Karlı dağların çılgın esen rüzgârının, adeta sevgilinin saçlarını parmaklarıyla tarayan, yanaklarını şefkatle okşayan bir elidir. Ömer Muhtar’ın İtalyanlara “Ben ölüyorum; ebedi var olacağım; fakat siz ölümle biteceksiniz.” dedirten duygusudur sevgi. Kırmızı güle konarken bülbülün gül yapraklarını kopartmasından kaynaklanan nazik dalında oluşan damlacıktır sevgi. Kızmadan, darılmadan, anaların çocuklarına karşı beklentiye girmeden, sarıp sarmalarının adıdır sevgi.

Aksi hal ki modern dünyanın hayhuyu içinde çırpınan devrin insanının, çılgın hayat akışı içinde etik kaygısı olmadan, hep kazanmak amacıyla rakiplerini, kendi gibi düşünmeyenleri ezip tepelerine basarak yükseldiği, güçlüyü, servet sahiplerini, koltuk sahiplerini, güce hâkim olup gücü elinde bulunduranları bir şekilde alkışlayıp desteklediği, hakkın, adaletin, masumu, mazlumu, yetim çocuklar gibi iteleyip minder dışına attığı, “dede yetimi” çıkaran tavır ve davranışlarıyla mevcut varidattan mahrum bıraktığı, sevgiden mahrum davranışlarıdır. Bu onların yüreklerine mevhibe olarak verilen sevgi tohumlarının yeşermediğinin, kuruyup çürüdüğünün delilidir.

Mesnevi-i Nuriye sahibi Mesnevi-i Nuriye’deki “Zerre” bahsinde “Senin iktidarın kısa, bekan az, hayatın mahdut, ömrünün günleri madud ve her şeyin fanidir. Öyleyse, şu kısa, fani ömrünü fani şeylere sarf etme ki, fani olmasın. Baki şeylere sarf et ki baki kalsın. Evet, yaşadığın ömürden dünyada göreceğin istifade ancak yüz sene olur. Bu yüz sene ömrünü yüz tane hurma çekirdeği farz edelim. Bu çekirdekler iska edilip muhafaza edilirse, ilâ-maşallah semere verecek yüz tane ağaç olur. Aksi takdirde, ateşe atıp yakmaktan başka bir istifadeyi temin etmez. Kezalik, senin o yüz senelik ömrün de, şeriat suyuyla iska ve ahirete sarf edilirse, âlem-i bekada ilelebet semerelerinden istifade edeceksin. Binaenaleyh, semeredar yüz tane hurma ağacını terk ve yüz tane çekirdeklerine kanaatla aldanırsa, o adam, hutameye (Cehenneme) hatab olmaya lâyıktır.” der.

Katre bahsinde “Cenâb-ı Hakk’ın mâsivâsına yapılan muhabbet (sevgi) iki çeşit olur. Birisi yukarıdan aşağıya nazil olur; diğeri aşağıdan yukarıya çıkar. Şöyle ki: “Bir insan en evvel muhabbetini Allah’a verirse, onun muhabbeti dolayısıyla Allah’ın sevdiği her şeyi sever. Ve mahlûkata taksim ettiği muhabbeti, Allah’a olan muhabbetini tenkis değil, tezyid eder.” “İkinci kısım ise, en evvel esbabı sever ve bu muhabbetini Allah’ı sevmeye vesile yapar. Bu kısım muhabbet, topluluğunu muhafaza edemez, dağılır. Ve bazen de kavi bir esbaba rast gelir. Onun muhabbetini mânâ-yı ismiyle tamamen cezb eder, helâkete sebep olur. Şayet Allah’a vasıl olsa da, vusulü nakıs olur.” şeklinde tarif edilir sevgi.

Hayat çizgimizi, aşağıdan yukarıya ya da yukarıdan aşağıya sevgiyle donatsak, sevgi hayatımız olsa, “birbiri içinde mütedâhil daireler gibi, her insanın kalp ve mide dairesinden ve ceset ve hane dairesinden, mahalle ve şehir dairesinden ve vatan ve memleket dairesinden ve Küre-i Arz ve nev-i beşer dairesinden tut, ta zihayat ve dünya dairesine kadar” her şey farklılaşır, renkleri kokuları sevgi odaklı, sevgi türevli olur ki bunlarda insani meziyetleri ortaya çıkarır, insanlar gerçek manada, hakta, hakikatte fani olan insanlar olur. O zaman da en yakın çevremizden itibaren kâinat yaşanacak cennet nümün bir yer olur. Sevgiyle yeşermeyen tohumcuklar ya da hasbel kader yeşerip dallanmış budaklanmış olanlar, sevgisiz yaşayamayacağından kurur ve odun olarak ateşe layık olur.

Etrafınıza bakınca gördükleriniz sizi susuz kalmış gül gibi, sümbül gibi solduruyor, boynunuzla belinizi kütürdeterek büküyor, hayretlere, şaşkınlıklara gark ediyor. Bu yozlaşma, bu nefret, bu kin nereye götürüyor insanlığı? Yanıyor insanımız, insanlığımız… Düşünceler ifsat olmuş, zihinler meflûç… Makuliyet rafta, arkada… İnsanlık adına küçük de olsa bir adım atmak isteseniz boşa düşüyor, zira menfaat kıble olmuş. Karşılıklı anlaşma, hoşgörü, fikir teatisi orta yolu bulmak adına değil yokuşa sürmek adına parlamak için tetikte… Olmadı silahlar konuşmakta… Bölünme, parçalanma fikirlerde, toplumda, ailede, eşler, çocuklar, evlat ebeveyn arasında…

“Bu gidişi hayra yormak, bu yıkımı durdurmak mümkün mü?” düşüncelerine dalıp tam da ümidinizi kesmek üzeresiniz ki o “Kutsî beyan” dilinize pelesenk oluyor, dilinizi damağınıza yapıştırtmıyor, susuzluktan kıvranıp da takır takır kuruyan boğaz gibi, gırtlak gibi batıyor, öksürtüyor… Dönmez oluyor hanesinde diliniz nihayetinde… O, zihninizin içinde bir oraya bir oraya koşturuyor. Evladını, sevdiklerini tehlikeden korumak kurtarmak için koşturuyor anaç tavırla… Şöyle diyor o beyan Yusuf suresinin 87. ayetinde; “Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez.”

O zaman, rahmetin üzerimize sağanak sağanak yağması ve sevgi tohumlarının yeşermesi için “Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak / Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!” diyenlerin gayretiyle “Gözümde ne cennet sevdası var, ne cehennem korkusu, milletimin imanını selamette görürsem, cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım.” diyen kahramanların rehberliği ile o kahramanlara şakirt olanların “olmuş bitmiş” olanları, oldukları yerde terk ederek “Vira Bismillah!” deyip yeniden küreklere sarılmaları gerekmez mi?

Vesselam…

Hasan Fayda
Latest posts by Hasan Fayda (see all)

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

Instagram'da Takip Et
Verified by MonsterInsights