Çok eski toplumlarda dünyanın şeklinin düz bir tepsi olduğuna inanıldığı dönemlerde insanlar aynı zamanda dünyanın öküzün boynuzları üzerinde durduğuna inanırlarmış. Depremi ise sineklerin öküzün vücuduna konup öküzü rahatsız ettiğinde öküz sinekleri kovmak için kuyruğunu sallayınca hafifçe de olsa hareket etmesine bağlar, onunla izah ederlermiş.
Bunu doğru olduğunu kabul edersek, sinekler bu akşam yine rahat durmadı, öküzü de rahat bırakmadı pek. Epeyce kuyruk salladı öküz, biz de sallandık belirli aralıklarla sabaha kadar.
Ulusal bazda bir olay, ya bir ve birden fazla insan can kaybederse, ya İstanbul’dan hissedilirse televizyonlara düşüyor. Televizyonların yayın akışını değiştirmesine neden oluyor ülkemizde. Dün gece yine aynısı oldu. Neredeyse bütün haber kanalları yayın akışını değiştirdi. Bunun en büyük nedeni olası beklenen 7 ve üzeri bir İstanbul depreminin beklenmesi ve bu depremin büyük bir coğrafyayı, daha doğrusu milyonlarca insanın yaşadığı bir merkezi etkileyecek olması. Yıllar önce bir televizyon programında uzmanların saatlerce süren tartışmasını izlemiştim de şu sonuca varmıştım: “Ne yapılabilir?” diye. Yapılacak pek bir şey yok. Deprem olsun, ne yıkılacaksa yıkılsın, sonra yeni yapılacak binalar depreme dayanıklı, bilimin ışığında elde edilen verilere göre daha sağlam ve dayanıklı yapılsın. Ölenler için rahmet okunur, baş sağlığı dilenir, unutulur gider demiştim. Bunun üzerinden neredeyse 25 yıl geçti. Hiçbir şey yapılmıyor değil; kentsel dönüşüm adı altında ve TOKİ’lerle gerçekten depreme dayanıklı binalar, tam ve yeterli olmasa da imkanlar ölçüsünde yapılıyor, yapılmaya çalışılıyor. Gerçi ne kadarı standartlara tam olarak uygun, o da, Allah göstermesin diyelim; ama bilim adamları er ya da geç gösterecek diyor, büyük deprem olunca belli olacak.
İnsanlarımızda bu depremler zihinsel farkındalık yarattı ama eylemsel farkındalık oluyor mu bilmiyoruz. Kaç kişinin evinde deprem çantası var, kaç kişi duvara monte edilecek eşyalarını monte etti, deprem planı yaptı evinde bilmiyorum ama bu oranın yüzde 5 bile olmadığını tahmin edebiliyorum. Son iki depremde telefonuma depremden 2 saniye önce mesaj geldi, “yer sarsıntısı” diye, arkasından da sarsıntı. Bilim bunu yıllar içerisinde bir şekilde çözecek, ben buna eminim ama biz görebilecek miyiz yakın zamanda bilmiyorum.
Bu da bizim hem kaderci olmamızdan kaynaklanıyor hem de hayatın her alanında depreme alışık olduğumuzdan. Gerçekten düşündüğümüzde eğitimden hukuka, hukuktan siyasete, siyasetten gıdaya, gıdadan spora deprem ve sarsıntı geçirmediğimiz bir gün var mı? Özellikle son yıllarda bu sarsıntılar daha şiddetli hissedilmiyor mu? Sındırgı depremi de televizyonda özellikle spor kanallarında pek çok hakemin bahis hesapları konusunda açıklamalar yapılırken, yani spordaki deprem konuşulurken gelmedi mi? Siyasetteki, hukuktaki depremleri hissediyorum da ifade edemiyorum. Çünkü sinekler öküzü hiç rahat bırakmıyor.
Hem de Cumhuriyetimizin kuruluşunun 102. yılı kutlamaları yapılırken. CUMHURİYET BAYRAMI, CUMHURİYET’İN KIYMETİNİ BİLENLERE KUTLU OLSUN…… Yüzünüzden tebessüm, hayatınızdan mutluluk eksik olmasın. Sevgiyle kalın.
- Keşke sınavlara değil, eğitime odaklanabilsek - 12.09.2026
- Ecel Geldi, Ne Çare… Amenna da - 29.08.2026
- Ünlülerin suçu ne? - 11.08.2026

YORUMLAR