Eşimle durakta otururken bir Anadolu kadını geçerken selam verdi eşime. Yaşı 65-70 arası, üstü başı temiz ve kılık kıyafeti yerinde. Eşim selamını aldı. Göz göze geldiler. İki dakika bile sürmeyen bir diyalogları oldu.
Kısa sürede neler anlattı kadıncağız. “Migrenim var, eşim felçli; bir taraftan eşime bakıyorum. Kızım ayrıldı, bir taraftan da kızım işe gidince torunuma bakıyorum,” dedi. Elinde dört beş tane damacana kapağı gördüm. “Bunları ne yapıyorsun?” dedim. “Toplayıp satıyorum, ayda 6-7 yüz lira ediyor, o para ile de su alıyorum,” dedi. Sonra bizden ayrıldı. Dilenci mi derseniz kesinlikle dilenci değil. Birkaç dakika içerisinde neler anlatmıştı bize. Üzerinde düşünülürse, değil birkaç satır, makaleler bile yazılabilir.
Bir başka insan manzarası daha: Otobüs tenha, elinde baston, yetmişlerinde bir adamcağız. “İki aydır yatıyordum, dayanmadım artık, bir hafta erken çıktım sokağa,” dedi. Başladı anlatmaya. Damdan düşmüş. Asma budamaya çıkmış, yaşına bakmadan. “Bir daha mı, tövbe,” diyor. Karşısında oturan tanıdığı bir yaşlıya anlatıyor. “Yatmak çok zor iş, dayanamadım, bir de yalnızlık,” diyor. Dayanamadım, “Amca, çoluk çocuk yok mu? Bakmıyorlar mı?” dedim. “Var,” dedi, “4 tane kızım var. Hiçbiri gelmiyor. Para varsa, para verirsen koşuyorlar, yoksa kapımı açan yok,” dedi. “Anneleri sağ mı?” dedim. “İki kez evlendim. İkisi de öldü,” dedi. “Aynı anneden mi?” dedim. “İkisi birinden, ikisi diğerinden; birbirlerini pek sevmezler,” dedi. “O zaman ‘onlar onlar baksın, diğerleri onlar baksın’ diyordur,” dedim. Kafa salladı, onayladı. “Para varsa koşuyorlar,” dedi. Pantolon diktirmeye terziye gidiyormuş. “Hazır daha ucuz olur,” dedim. “Maaşım iyi,” dedi. “Ev kiram da yok.” Karşısındaki amcayı göstererek, “Bu da bekâr,” dedi. Evlenecek kadın bulamıyorlarmış. O da belediyenin açtığı Kent Lokantası’na gidiyormuş. 75 TL. “Hesaplı,” diyor. Hem temiz hem lezzetli. Ama çok kuyruk oluyor. “Bazen bekle bekle sıkılıyorum, çıkıyorum kuyruktan,” diye de ekliyor.
Haberlere bakıyorum telefonumdan. Bir iş adamının cenaze namazı. İki kızı, bir oğlu en ön saftalar. Anlaşılan, kızların pek bilgisi yok ya da meydan okuyorlar. Kadınlar arkada olmalı ama “Cenaze babamız, en ön hakkımız, söke söke alırız,” diyorlar sanki. Ellerini iki kadın da farklı bağlamış. Birinin sağ eli, diğerinin sol eli üstte. “Namazı bizim istediğimiz gibi bağlarız,” der gibiler. Kendi kendime düşündüm: “Beni ilgilendirir mi?” diye. Önde, arkada, sağ el solun, sol el sağın üstünde. İlgilendirmez aslında beni. Allah’la kul arasında da. Ama insan, az da olsa, inandığı dinin ritüellerini bilmeli değil mi? Yoksa bazıları kendileri ile dalga geçildiğini, inançlarına meydan okunduğunu düşünüyorlar.
İşte bu hafta toplumda gözüme çarpan insan manzaraları bunlar. Üzerinde düşünmeye değer hikayeler. Bir sonraki yazımda, günlerde sıkça konuşulan lise ve üniversitelerde eğitim süresi olacak (konusu) bir eğitimci olarak.
Yüzünüzden tebessüm, hayatınızdan mutluluk eksik olmasın.
Sevgiyle kalın.
- Keşke sınavlara değil, eğitime odaklanabilsek - 12.09.2026
- Ecel Geldi, Ne Çare… Amenna da - 29.08.2026
- Ünlülerin suçu ne? - 11.08.2026

YORUMLAR