Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Ömer Faruk Kulluk
Ömer Faruk Kulluk

Çocuğunuzun katili olmayın: Suç aleti sözcükler

İnsan doğar, yaşar ve ölür. Hayat, sürecin başlangıcı doğum, sonucu da ölümdür. Bu sürecin başlangıç ve sonunda insanın iradesi söz konusu değildir.

Ama ortadaki süre, yani yaşamakta insanın iradesi söz konusu olduğu gibi, diğer insanlarla iletişimimiz sonucunda dimağımızda kalan izler, ruhumuzda biçimlenen ifadeler bu yaşam kalitesini etkilemektedir.

GEÇMİŞİN İZLERİ VE GELECEĞİN TOHUMLARI

Freud, psikanalizin kurucusudur. İleri sürdüğü pek çok fikri eleştirilmektedir. Yalnız benim çok önemsediğim ve sizlerle paylaşmak istediğim bazı fikirleri var. Bunlardan birincisi: “Geçmiş yaşantılarımız, şimdiki davranışlarımızı etkiler. Kişiliğin gelişiminde çocukluk yaşantıları çok önemlidir.”

Burada herkes kendi geçmiş yaşantısına baksın, kendini gözden geçirsin manasında bir söylemim olmayacak. Ama iletişim içerisinde olduğumuz insanların şimdiki yaşantılarında bizlerden aldıkları mesajlarla gelecekteki yaşamları etkilenecek; bunun üzerinde durmak istiyorum. Özellikle de en kritik yaşlarda kendilerine çocuklarımızı teslim ettiğimiz öğretmenlere, çocuğunun iyiliğini düşünerek kendisini çocuklarına adayan anne babalara seslenmek istiyorum.

Evet, duygu ve düşüncelerimizi kelimeleri kullanarak, jest ve mimiklerimizle anlatırız. Kelimeler duygu ve düşüncelerimizin, sevincimizin, üzüntülerimizin paylaşılma aracı olduğu gibi; bilerek ya da bilmeyerek karşımızdaki insanın ruhuna sıkılan iki el mermi, ruhuna saplanan bıçak, yüreğini delen hançer bile olabilmektedir. Hem de kişinin en yakınları tarafından farkında olmadan kullanılan…

RUHA SAPLANAN HANÇERLER: YAŞANMIŞ ÖRNEKLER

Yıllar önce bir öğrencim vardı. Gayet başarılı, efendi ve saygılı bir öğrenci. Hiçbir kötü alışkanlığı yoktu. OKS’de kendisinden derece beklenen bu öğrenci, sınav sonucunda yaklaşık 800 bin öğrenci arasından ilk 5 bin öğrenci arasında yer alıp Türkiye’nin başarılı fen liselerinden birine girdi. Ailesi kendisinden ilk 10’da bir derece bekliyordu. Hattı zatında ilk 10’a da girebilirdi ama olmadı.

Ben kendisini başarısından dolayı kutladım ama içi buruktu. Morali bozuktu. Yemekte beraber olduk, önemli olanın derece olmadığını, bu süreçte ÖSS’nin olduğunu uzun uzun anlattım ve onu dinledim. Çevreden gelen tebrikler onu sevindirmiyordu. Onu üzen bir cümle vardı, en yakını tarafından ona kullanılan: “Biz seni içeride ders çalışıyor biliyorduk.”

Bu cümle onun ruhunu delik deşik etmişti. Haksızlığa uğramıştı. O bu cümlenin arkasında, “Sen bizi kandırdın, sen sahtekârsın, seninle gururlanacaktık ama sen bizi utandırdın” anlamının yattığını düşünüyordu. En yakınında koşulsuz sevgi vermesi gereken, “Sonuç önemli değil, sen her şeye rağmen bizim canımızsın” ifadesini duyması gereken insanların bu ifadesiyle yıkılmıştı. Ona kullanılan cümle hançerden farksızdı.

BİR ÖĞRETMEN, BİR CÜMLE, BİR ÖMÜR

Bir aile çocuğunu getirdi. Çocuk gayretli, ilgili, öğretmenini de seviyor. Öğretmen ödev veriyor: “Okuduğunuz kitapların listesini yapın. Veliniz de okuduğunuza dair o listeyi imzalasın, bana getirin.” diyor. Öğrenci 10 civarında kitabı babası ile birlikte okumuş. Listesini özenle hazırlayıp öğretmenine götürmüş. Siz hangi beklenti ile gidersiniz? Takdir görmek, alkışlanmak istemez misiniz? En fazla değer verdiğiniz, önemsediğiniz kişi tarafından başınız okşansın istemez misiniz? Elbette beklentiniz bu olur.

Öğretmen listeye bakıyor ve “Ben senin bunları okuduğunu zannetmiyorum.” diyor. İşte çocuğun yüreğine saplanmış bir bıçak darbesi, ruhuna sıkılmış iki el kurşun. Bunu o çocuk hayatı boyunca unutabilir mi? En sevdiği kişi tarafından yalancılık ve sahtekârlıkla suçlandı ve “Senin velin de sahtekâr, sen de…” denildi.

AŞIRI KORUMACILIK DA BİR CİNAYETTİR

Bir anne baba, 14 yaşındaki kızlarını okula ve dershaneye kendileri getirip götürüyorlar. Kız sağlıklı, akıllı ama güvensiz. Sınıfa kadar anne getiriyor. Çıkışta baba bekliyor. Çantayı baba taşıyor. Hırkasını velisi giydiriyor. Yaşarken anne ve babası tarafından “katledilen” bir kız.

Bu davranışla, her saat başı “Neredesin, merak ettik.” diye aranmasıyla öğrenciye ne mesaj veriliyor? “Biz sana güvenmiyoruz, sen kendi başının çaresine bakamazsın, hayatın boyunca bize bağımlı yaşayacaksın.” Ve sonuç: Kendine güvenmeyen, kimse tarafından sevilmediğini düşünen, hiçbir zaman kendi olamayan yaralı bir ruh. Yaralayan anne ve babası.

SONUÇ: BİR ÇOCUK DEĞİŞECEK, DÜNYA DEĞİŞECEK

Eğitimde feda edilecek bir insan bile olmayacağına göre; anne babalar anne babalığı, sayıları çok az olan bu tür öğretmenler de öğretmenliği öğrenmeli.

Tüm öğretmenlerin sadece branşının öğretmeni değil de “öğrencinin öğretmeni” olması temennisiyle.

“BİR ÇOCUK DEĞİŞECEK DÜNYA DEĞİŞECEK” belki de, O ÇOCUK SİZİN SINIFINIZDA, BELKİ DE SİZİN ÇOCUĞUNUZ…

Ömer Faruk Kulluk
Latest posts by Ömer Faruk Kulluk (see all)

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

Instagram'da Takip Et
Verified by MonsterInsights