Aylardan muharrem, mekân kerbelâ
1913 yılının İstanbul’u… Günler hazan mevsiminden kara kışın dondurucu ayazına evrilirken, payitahtta zor ve sancılı günler yaşanmaktadır. Şehir, bir devletin başkenti olmaktan ziyade adeta sisli ve soğuk bir mahşer yerine dönmüştür. Balkanlar’da yaşanan katliamlardan, tarifi imkânsız zulümlerden kaçabilen yüz binlerce muhacir; yalın ayak, paç, sefil, kar ve kış ile birlikte kafileler halinde İstanbul’a akın etmektedir. Fatih, Süleymaniye ve Sultanahmet gibi ulu camilerin avluları, o devasa kubbelerin altı; evsiz barksız, tifo ve koleradan kırılan, sokaktaki ayazda donan yetimlerle ve çaresiz kadınlarla doludur. Şehrin buz kesmiş sokaklarından yükselen feryatlar, açlık çığlıkları, ardı arkası kesilmeyen cenazeler, koca bir ümmetin içine düştüğü trajedinin somut halidir.
Milli Şairimiz Mehmet Âkif Ersoy’un, “Beyninde öten çanın sesinden / Binlerce minare ebkem (dilsiz) oldu” dizesi, o dönemin en acı tasvirlerindendir. Asırlardır günde beş vakit ezan okunan binlerce cami ya yıkılmış ya da acımasızca çan kulelerine dönüştürülmüştür. Üstelik bu felaket yaşanırken, içeride bir “nifak ve particilik” kasırgası ortalığı yakıp yıkmaktadır. Toplumdaki çürüme, birbirine güvenmeyen, ortak bir idealde birleşemeyen kitlelerin çokluğu, bu acı sonu hızlandırmaktadır.
O gece Peygamber Efendimiz’in (sav) dünyaya gelişinin kutlandığı Mevlid Gecesi’dir. Sevinçle ve şükürle karşılanması gereken bu kutlu gece; İslam dünyasının üzerine çöken kapkara bulutlar, kaybedilen topraklar ve dökülen Müslüman kanı sebebiyle bir leyl-i mateme, yas gecesine dönüşmüştür. Koca Âkif, bu zifiri karanlığın ortasında; tarihin gördüğü en büyük nifak ve hırs çöllerinden biri olan Kerbelâ’yı derununda, vicdanında hissedip sarsıcı zaman ve mekân izdüşümüyle ülkenin içinde bulunduğu ahvali şöyle anlatır…
“Yıllar geçiyor ki yâ Muhammed, Aylar bize hep Muharrem oldu! Akşam ne güneşli bir geceydi… Eyvâh, o da leyl-i mâtem oldu!”
Mehmed Âkif’i asırlar öncesinin o büyük sızısıyla bugünü buluşturan ve bugünün toplumsal çölleşmesini adeta o anın içinden seyrettiren bu hüzünlü izdüşüm; Hicret’in 61. yılında Medine’den uzakta, Fırat’ın kıyısındaki o bahtsız Kerbelâ çölünde yaşanmıştı. Oysa hadis kaynaklarında geçtiğine göre Muharrem’in onuncu günü, yani Aşura; Cenâb-ı Hakk’ın on peygamberine on değişik ikram ve ihsan bahşettiği mukaddes bir selamet ve şükür günüydü.
Öyle ki Allah, o günde Hz. Musa’ya muazzam bir mucize ihsan edip denizi yararak Firavun ve ordusunu sulara gömmüş, Hz. Nuh’un gemisini ise Cûdi Dağı’nın üzerine selametle demirletmişti. Hz. Yunus’un balığın karnından kurtuluşu, Hz. Âdem’in samimi tevbesinin kabul edilişi ve Hz. Yusuf’un kardeşlerinin attığı o karanlık kuyudan güneşe çıkarılışı hep bu mukaddes günde olmuştu. Hz. İsa o gün dünyaya gözlerini açmış ve yine o gün semaya yükseltilmişti. Hz. Davud’un bağışlanma müjdesine kavuştuğu, Hz. İsmail’in dünyaya geldiği gün de bu gündü. O gün; Hz. Yakub’un, oğlu Yusuf’un hasretiyle kararan gözleri yeniden nura kavuşmuş ve Hz. Eyyûb yıllarca sabrettiği amansız hastalığından nihayet şifaya adım atmıştı. İnsanlık tarihi için ne muazzam bir lütuf kapısı, kalpleri ferahlatan ne asil bir teselli iklimiydi bu gün…
Ancak hırs, saltanat sevdası ve nifak; o mübarek günü İslam tarihinin en büyük trajedisine dönüştürdü. Sevgili Peygamberimiz’in (sav) “Cennet gençlerinin efendisi” diyerek onurlandırdığı Hazret-i Hüseyin ve beraberindeki 72 can, susuzluğa mahkûm edilerek hunharca şehit edildi. İşte o gün Kerbelâ; adalet ve hakikatin güç ve hırs karşısında katledildiği onulmaz bir yaranın adı oldu.
AYLARDAN MUHARREM, HAYATLAR KERBELÂ
Bugün minberlerden yükselen Cuma hutbeleri bize hâlâ birlik olmayı, fitneye düşmemeyi, Kerbelâ’dan ibret almayı hatırlatıyor. Fakat sormak gerekmez mi, bugün biz zaten birlik ve beraberlik içinde hareket ediyor olsaydık, bu uyarılara gerek kalır mıydı? Gerek olmuşsa; sormak hakkımız değil mi? Şu halde aylardan Muharrem, mekân Kerbelâ değil midir?
Kerbelâ sadece uzak bir tarihte kalmamıştır. Adaletin, sevginin, merhametin ve dürüstlüğün cezalandırıldığı, nifakın muktedir olduğu, kaybedilen canların hiçbir kıymet ifade etmediği her an, her yer bir Kerbelâ’dır…
Sosyal hayatta komşu komşuyu, kardeş kardeşi acımasızca dışlamışsa; aylardan Muharrem, mekân Kerbelâ değil midir?
Aynı çatının altında, düşünceleri aynı olmadığı için aile fertleri kendi evladını, kardeşini yok sayıyorsa; öteleyip, iteleyip sosyal ölüme terk ediyorsa aylardan Muharrem, mekân Kerbelâ değil midir?
Adalet mülkün temeli iken, mahkeme kapılarına düşen mazlum hakkını alamadan boynu bükük dönüyorsa; aylardan Muharrem, mekân Kerbelâ değil midir?
Diliyle ümmet, kardeşlik deyip menfaati sarsıldığında çılgına dönen, bütün erdemli tavır ve davranışları hiç çekinmeden yerle bir edenlerin çoğaldığı bir iklimde; aylardan Muharrem, mekân Kerbelâ değil midir?
Kürsülerde, ekranlarda emanete sadakatten bahsedilirken liyakat ayaklar altına alınıyor, hak edenin hakkı gasp ediliyor ve bu haksızlığa dilsiz şeytan gibi susuluyorsa; aylardan Muharrem, mekân Kerbelâ değil midir?
Yalan dolan ile birilerini kandırıp günü kurtarmak “zekâ ve idari başarı” kabul edilip gayri ahlaki gayri insani bu hal alkışlanıyorsa; aylardan Muharrem, mekân Kerbelâ değil midir?
Camide yan yana saf tutup kalplerde birbirine buğzeden, cami çıkışında komşusuna selam vermeyi bırak küfür ve nefret söylemleriyle toplumu kaynatan bir riyakârlık, bir takiyye almış başını gidiyorsa; aylardan Muharrem, mekân Kerbelâ değil midir?
İnandığı gibi yaşamayıp yaşadığı lüksü ve adaletsizliği dinle meşrulaştırmaya çalışanların pervasızlığı karşısında sessiz kalan abdülmenfaat bir kitle türemişse; aylardan Muharrem, mekân Kerbelâ değil midir?
Mümin kardeşinin malını mülkünü meydanlarda peşkeş çekip sonra da “Sen bunu nasıl yaparsın, böyle nasıl söylersin?” dendiğinde, “Bu dini değil, siyasi bir sözdü” deyip işin vebalinden kurtulacağını sanan insanların din âlimi, hoca kabul edildiği zaman; aylardan Muharrem, mekân Kerbelâ değil midir?
Hakikati haykıran Hazret-i Hüseyin’in asaletine methiyeler düzüp bugünün Yezidvari haksızlıklarına, güç odaklarına ve dünyalık menfaatlere biat edenlerin ikiyüzlülüğü coğrafyayı kuşatmışsa; söyleyin, aylardan Muharrem, mekân Kerbelâ değil midir?
YAŞANMAYAN SÖYLEMLER
Siyasetçisinden din görevlisine kadar herkesin dinden bahsettiği, ama bu sözlerin yaşantıdaki o derin kuraklık ve samimiyetsizlik yüzünden kalplere ulaşmadığı; toplumun ateizm, deizm ve apateizm gibi asrın hastalıklarının girdabına itildiği bir çağdayız. Her hafta Nahl Suresi’nin 90. ayetinin “Şüphesiz ki Allah adaleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emreder…” ihtarını duyarken; sokaklarda, ekranlarda, sosyal hayatta hayâsızlık, fenalık ve azgınlık rağbet görüp alkışlanıyorsa; hak ve hakikati dilden gönle indirememişsek, bu ayı sadece içeriği bol tatlı bir çorbaya indirgemişsek bu Aşurayla, bu çorbayla mı Nahl Suresi’nin buyruğuna uyup Allah’a itaat edeceğiz, toplumsal huzura ereceğiz?
Bizler, Hz. Hüseyin’in o asil duruşuna ağlarken onun davasını; yani hakkı, emaneti ve adaleti kendi ellerimizle öldürüyorsak, gözyaşlarımız bizi temize çıkarır mı?
Bu Muharrem ayı; sadece ağıt yakma zamanı değil; partizanlığı, birilerinin manipülesiyle hareket etmeyi bırakıp kendi içimizdeki Yezidvari hırslarla, nifakla, içimize çöreklenen kıramadığımız putlarımızla ve samimiyetsizlikle yüzleşme vaktidir. İçimizdeki makam mansıp, gurur, şatafat, menfaat, hırs gibi putları kıramazsak, kalplerimizdeki ahlaki kuraklıktan silkinip nebevi ahlakla neşvünema bulacak öze dönemezsek, bastığımız her toprak çöl, nefes aldığımız her zaman dilimi bize Kerbelâ olmaya devam edecektir.
Vesselam…
- Sınırları çizilmiş seçme özgürlüğü ve yaz tatili – II - 22.07.2026
- Sınırları çizilmiş seçme özgürlüğü ve yaz tatili / I - 16.07.2026
- Tebessümün devrimci gücü ve sınırları - 10.07.2026
-
Sınırları çizilmiş seçme özgürlüğü ve yaz tatili – II
-
Dünya kupası bitti, geriye kalan sadece futbol değildi
-
Seferihisar açıklarında düzensiz göçmen operasyonu
-
Seferihisar’da kronik sorunlara teknolojik neşter
-
Sınırları çizilmiş seçme özgürlüğü ve yaz tatili / I
-
Çocuk belediyesi’nin minikleri mezuniyet sevinci yaşadı
YORUM BIRAK
YORUMLAR
HABER LİSTESİ
-
01
Sınırları çizilmiş seçme özgürlüğü ve yaz tatili – IIEğitimci-Yazar Hasan Fayda, yaz tatili rehberliğinin ikinci bölümünde çocukların çıraklık veya kurs tercihlerinde usta ve öğretici seçiminin hayati önemine dikkat çekiyor. Ustanın mesleki becerisinden önce ahlaki duruşunun önemini vurgulayan Fayda; Kur’an kursları ile yaz etkinliklerinde çocuk dilinden anlayan rehberlerin seçilmesi gerektiğini, ayrıca dijital bağımlılık ve kuralsızlığa karşı ebeveynlerin uyanık olması gerektiğini ifade ediyor. -
02
Dünya kupası bitti, geriye kalan sadece futbol değildiDünya Kupası turnuvası, sahada oynanan futbolun ötesinde siyasi ve toplumsal yansımalarıyla sona erdi. Afrika takımlarının sürprizi, elenen ülkelerin üzüntüsü ve İspanya’nın şampiyonluğu üzerinden sporun toplumsal psikolojiye ve değerler anlayışına etkileri değerlendirildi. -
03
Seferihisar açıklarında düzensiz göçmen operasyonuİzmir’in Seferihisar ilçesi açıklarında Sahil Güvenlik ekipleri tarafından durdurulan lastik botta 17’si çocuk toplam 23 düzensiz göçmen yakalandı. -
04
Seferihisar’da kronik sorunlara teknolojik neşterSeferihisar Belediye Başkan Vekili Fuat Gümüş, düzenlediği basın açıklamasında kurumsal disiplin adımlarını, yenilenen dijital çözüm masasını, Kaleiçi acil yangın önleme projesini ve Sığacık Körfezi ekolojik stratejilerini duyurdu. -
05
Sınırları çizilmiş seçme özgürlüğü ve yaz tatili / IYaz tatili planlaması yaparken anne ve babaların çocuklarına sınırları belirlenmiş bir seçme özgürlüğü sunmalarının önemi ve en doğru rehberlik yöntemleri.





