İnsanlık tarihinin belki de en büyük çelişkilerinden biri şudur: İnsanlar Allah’ın varlığına inanır, fakat çoğu zaman hayatlarını O yokmuş gibi yaşarlar.
Dillerde iman vardır ama davranışlarda çoğu zaman yoktur. Sözlerde teslimiyet vardır ama hayatın pratiğinde bambaşka bir düzen hâkimdir. İnsanlar Allah’ın her şeyi gördüğünü, bildiğini ve hesap gününün var olduğunu söylerler; fakat günlük hayatın akışı içinde bu inanç, sanki sadece bir cümle olarak kalır.
Bu durum yalnızca bireysel bir mesele değildir; toplumsal bir alışkanlığa dönüşmüş bir çelişkidir. Bir yandan “Allah büyüktür.” deriz, diğer yandan küçük menfaatler için doğruluktan vazgeçebiliriz. Bir yandan kul hakkının ne kadar büyük bir vebal olduğunu biliriz, diğer yandan hayatın bir yerinde başkasının hakkını ihlal etmeyi sıradan bir davranış gibi görebiliriz.
İşte bu yüzden bazı düşünürler, modern insanın en büyük problemini “inanç ile hayat arasındaki kopukluk” olarak görür. İman, kalpte bir kabul olarak kalır ama hayatın yönünü belirleyen bir ilke hâline gelmez. Oysa gerçek inanç yalnızca söz değildir. İnanç; insanın kararlarına, ilişkilerine, ticaretine, ahlakına ve vicdanına yansıdığı zaman anlam kazanır. Allah’ın varlığına inanmak, aynı zamanda O’nun huzurunda yaşadığını bilmek demektir. Bu bilinç, insanın davranışlarına bir ölçü ve sorumluluk getirir.
Belki de insanın kendine sorması gereken en önemli soru şudur: “Ben gerçekten Allah’a inanıyor muyum, yoksa sadece O’na inandığımı mı söylüyorum?” Çünkü iman, yalnızca bir iddia değildir. İman, insanın hayatında görünür hâle geldiği zaman gerçektir. Söz ile hayat arasındaki mesafe ne kadar azalırsa, inanç da o kadar sahici olur. Belki de asıl mesele, Allah’ın varlığına inanıp inanmadığımız değil; O’nun varlığına gerçekten göre yaşayıp yaşamadığımızdır.
Rahmetli Doğan Cüceloğlu’nun sıklıkla üzerinde durduğu “kişisel bütünlük” kavramı da aslında bu çelişkiyi ortadan kaldırmaya işaret eder. İnsan; düşündüğü, söylediği ve yaptığı arasında bir bütünlük kurabildiği ölçüde sahici bir hayat yaşayabilir. Aynı hakikat, asırlar önce Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin şu veciz ifadesinde dile gelmiştir: “Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol.” Belki de bütün mesele, inancımız ile hayatımız arasındaki bu yaman çelişkiyi ortadan kaldırabilmektir. Çünkü insanın en büyük imtihanlarından biri, söylediğiyle yaşadığı arasındaki mesafeyi kapatabilmesidir.
Sağlıcakla Kalın.
- Seferihisar AK gençlik Antalya’dan birincilikle döndü - 29.09.2026
- Ulamış sokaklarında ata tohumu ve emek buluştu - 26.09.2026
- Seferihisar kent konseyi yeni dönem için sandık başına gidiyor - 26.09.2026

YORUMLAR