Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Nihal Şahin
Nihal Şahin

Sınav cenderesinde kaybolan sesler: Neden İngilizce konuşamıyoruz?

İngilizce öğrenme serüvenine atılan hemen hemen herkesin dilinden düşürmediği o meşhur cümle: “Anlıyorum ama konuşamıyorum!”

Filmleri altyazısız izleyebilir, okuduğunu kolayca kavrayabilir ve testleri rahatlıkla çözebilirken, sıra yabancı dilde kendini ifade etmeye geldiğinde kelimeler boğazda düğümleniyor. Bu durum, ülkemizdeki yabancı dil eğitim sisteminin temelden gelen bir açmazını, yani yoğun sınav odaklılığın konuşma becerisi üzerindeki yıkıcı etkisini gözler önüne seriyor.

TEST ÇÖZME TEKNİKLERİ ÖĞRETİMİ, İLETİŞİM DEĞİL

Türkiye’de yabancı dil eğitimi, öğrencileri programlara veya bir üst öğrenim kurumuna yerleştirmeyi amaçlayan merkezi sınavlar (YDS, YÖKDİL, ÖSYM sınavları vb.) tarafından büyük ölçüde şekillendirilmektedir. Ne yazık ki, yıllardır uygulanan bu büyük ölçekli dil sınavları, dilin dört temel becerisinden üçünü (dinleme, konuşma ve yazma) ölçmemekte, yalnızca alımlayıcı beceriler (receptive skills) olan okuduğunu anlama ve dilbilgisi/sözcük bilgisi gibi alt dil becerilerine odaklanmaktadır.

Bu yapı, öğretim sürecini kaçınılmaz olarak sınava endeksli hale getiriyor. Öğretmenler, sınavda yüksek oranda başarı elde etme baskısı altında, eğitimin niteliğini artırmak yerine, öğrencilerin sınavda başarılı olacakları kısımlara yoğunlaşmakta, diğer kısımları ise ihmal etmektedirler. Bu durum, eleştirel ve analitik düşünme becerilerinin gelişimini engellemekte ve öğretim programlarının daralmasına yol açmaktadır.

Öğretmenlerin ifadeleri, sınav odaklı eğitimin konuşma becerisini nasıl feda ettiğini açıkça gösteriyor: Bir öğretmen, “Video, film, speaking (konuşma), writing (yazma) etkinlikleri yapamıyoruz. Tamamen sınav odaklı ders anlatıyoruz” diyerek durumu özetlemiştir. Sınav odaklı yaklaşımlar nedeniyle, derslerde çoğunlukla anlatım ve test çözme (soru-cevap) gibi sınava yönelik yöntem ve teknikler kullanılmaktadır. Hatta bazı öğretmenler, sınavda soru çıkmayacak konuları anlatmama yoluna gitmektedir.

Sonuç ortadadır: Öğrencinin asıl yetersizliği, hedef dilde konuşma becerisidir. Yapılan bir ön araştırmada, öğrencilerin neredeyse tamamı (%90’ı), İngilizce’de en çok zorlandıkları becerinin konuşma becerisi olduğunu belirtmiştir. Öğrencilerin derslerde yabancı dili iletişim dili olarak kullanmayı öğrenemediği, sadece kitaplardaki alıştırmaları yaptığı tespit edilmiştir. Bu kısır döngü, YDS’den 90 puan alıp İngilizce konuşamayan bir nesil yaratabilir.

KONUŞMA ENGELİNİN ARKASINDAKİ PSİKOLOJİK DUVAR: GRAMER TAKINTISI

Sınav odaklı gramer ağırlıklı eğitim, konuşma önündeki en büyük psikolojik ve bilişsel engelleri oluşturuyor.

Dilbilgisi Takıntısı: Birçok öğrenci, gramer hatası yapmaktan korktuğu için konuşmaktan çekinmektedir. Dilbilgisi odaklı eğitim, öğrencilerin sürekli gördükleri dilbilgisini uygulama zorunluluğu hissetmesine neden olur, bu da konuşmalarına engel olur. Öğrenciler konuşurken, akıcılıktan ziyade, cümlenin dilbilgisi yönüne dikkat ederek iletişim kurmaya odaklanırlar; bu da duraklamalara ve kopukluklara yol açar.

Zihinsel Çeviri: Öğrencilerin çoğu, İngilizce söyleyeceklerini önce zihinde tasarlama (%67,1) ve Türkçe düşünüp İngilizceye çevirme eğilimi göstermektedir. Bu, doğal akıcılığı yok etmekte, duraksamalara ve hatalara sebep olmaktadır.

Kaygı ve Çekingenlik: Hata yapmaktan çekinme, utangaçlık ve alay edilme korkusu gibi duyuşsal sebepler, hedef dilde konuşma becerisini olumsuz etkileyen başlıca faktörlerdir. Öğrenciler, konuşurken kendilerine güvenmedikleri ve hata yapmaktan çekindikleri için tedirgin ve korkak olabilmektedir. Kız öğrenciler dahi, dilbilgisi kurallarına uygunluk konusunda erkek öğrencilerden daha fazla dikkat ettikleri için daha fazla kaygı duymaktadır.

KONUŞMA ENGELİNİ AŞMAK: İLETİŞİME DÖNÜŞ

Bu zinciri kırmanın anahtarı, eğitimin odağını test skorlarından gerçek iletişime çevirmektir. Dünya genelinde dil öğretiminde benimsenen İletişimsel Dil Öğretimi (İDÖ) yaklaşımına göre, dil hata yapa yapa öğrenilir ve asıl amaç hedef dilde konuşmayı öğretmek ve geliştirmektir.

İngilizce konuşabilmek cesaret ister. Konuşma becerisini geliştirmek için şunlar hayati önem taşır:

  • Pratik: Sadece kelime ezberlemek veya test çözmek konuşmayı geliştirmez; konuşmak da bir kastır ve çalışmadıkça zayıflar.

  • Doğru Ortam: Konuşma pratiği için ders dışı uygulamalar (Konuşma Kulübü gibi) yaygınlaştırılmalıdır. Yapılan araştırmalar, İDÖ yaklaşımına dayalı ekstra programların öğrencilerin konuşma becerilerini geliştirdiğini ve kaygılarını anlamlı düzeyde azalttığını göstermiştir. Bu ortamlarda öğrenciler eğlenerek öğrenmekte ve kendilerini daha rahat hissettikleri için çekingenliklerini yenmektedirler.

Öğrenci anlıyorsa, konuşmaya hazırdır. Beyin dili tanıyor demektir—sadece biraz yönlendirme ve bolca pratikle bu becerinin aktif hale gelmesi gerekmektedir. Eğitim sistemimiz, öğrencilerin geleceğini belirleyen kâğıt üzerindeki birkaç puandan ibaret olmaktan çıkıp, onların küresel dünyada sesini duyurabileceği, özgüvenli bireyler yetiştirmeye odaklanmalıdır. Sınav odaklı eğitim bir tuzaktır; öğrencilerimizin seslerini bu tuzakta kaybetmesine izin vermeyelim.

Nihal Şahin /Filolog – İngilizce Öğretmeni

 

Nihal Şahin

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

Instagram'da Takip Et
Verified by MonsterInsights