Her ebeveyn, çocuğunun mutlu, başarılı ve toplum tarafından sevilen bir birey olmasını hayal eder. Bu samimi arzu, ne yazık ki ebeveynleri çocuk eğitimindeki en sık yapılan ve en yıkıcı hatalardan birine sürükler: Kıyaslama.
“Bak komşunun kızı takdir almış, sen anca telefonla oyna!” ya da “Abin ne güzel yemeğini yiyor, sen neden yemiyorsun?” gibi masum görünen cümleler, aslında bir çocuğun ruhunda derin yaralar açan zehirli oklara dönüşür. Belki de onları motive ettiğimizi düşünerek yaptığımız bu davranış, faydadan çok zarar vermektedir.
“SEN YETERİNCE İYİ DEĞİLSİN” MESAJININ YIKICI GÜCÜ
Çocukları motive edeceğini düşünerek onları kardeşleriyle, arkadaşlarıyla ya da zihnimizdeki “ideal çocuk” kalıplarıyla kıyaslamak, onlara tek ve net bir mesaj verir: “Sen yeterince iyi değilsin”. Bu mesajla büyüyen bir çocuk, sevilmediği ve değersiz olduğu fikrine kapılır. Bu yıkıcı algı, çocuğun sadece bugününe değil, tüm geleceğine ipotek koyar.
Psikiyatrist Alfred Adler’in Bireysel Psikoloji ekolüne göre, çocuklukta ebeveynlerin aşırı eleştirel olması ve çocuğa sürekli başarısız olduğunu hissettirmesi, “aşağılık kompleksi” gelişiminin temelini atar. Sürekli başkalarıyla karşılaştırılan çocuk, kendini yetersiz ve değersiz hisseder; bu da özgüvenini temelden sarsar. Bu durum, sorumluluk almaktan kaçınan, bir şeyi iyi yapsa bile göstermekten çekinen, öfkeli, mutsuz, kıskanç ve çekingen bireyler yetiştirir.
KARDEŞLİK ATEŞİNE BENZİN DÖKMEK: KARDEŞLER ARASI KIYAS
Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kardeşler arası kıyaslamanın, zaten doğal olarak var olan kıskançlık ateşine benzin dökmek gibi olduğunu vurguluyor. Aileler, çocuklarına adaletli davrandıklarını düşünseler bile, “Kardeşin ne güzel yiyor yemeğini,” veya “Ablası ödevler konusunda bizi hiç üzmemişti,” gibi cümlelerle rekabeti körükler.
Bu durum, kıyaslanan kardeşin kendini daha az sevilmiş hissetmesine neden olurken, örnek gösterilen kardeş ise sürekli “en iyi olmak” ve beğenilmek için üzerinde bir baskı hisseder. Bu tutum, kardeş ilişkilerine onarılamaz zararlar verir ve evi bir çatışma alanına çevirir. Üstelik bu kıyas döngüsü, çocuğun bir süre sonra ebeveynlerini de başkalarıyla kıyaslamasına yol açabilir: “Arkadaşımın babası ona şunu almış, sen neden almıyorsun?”.
“BEN SENİN ZAMANINDAYKEN…” İLE BAŞLAYAN CÜMLELERİN GİZLİ TEHLİKESİ
Ebeveynlerin sıkça başvurduğu bir diğer kıyaslama türü de kendi çocukluklarını ve o dönemin imkânsızlıklarını çocuklarının sahip olduğu imkanlarla karşılaştırmaktır. “Biz mum ışığında ders çalışarak bu hallere geldik, senin hiçbir eksiğin yok,” gibi cümleler, ebeveyne masum bir paylaşım gibi gelse de, çocuğun kendini daha yetersiz görmesine ve sınav kaygısının artmasına neden olur. Her dönem kendi şartlarında, her birey kendi gelişim hızında değerlendirilmelidir.
BAŞARISIZLIĞIN SEBEBİ, MOTİVASYON KAYBI
En büyük ironi ise motive etme amacıyla yapılan kıyaslamanın, tam tersi bir etki yaratarak başarısızlığa yol açmasıdır. Sürekli çabası görülmeyen ve eleştirilen çocuk, bir süre sonra denemekten vazgeçer, ders çalışmayı bırakabilir. Akademik başarısızlık yaşadığında ise bu durum, ailenin eleştirilerini daha da artırmasına ve içinden çıkılmaz bir kısır döngüye girilmesine neden olur. Çocuk, ailesinin sevgisini ancak başarılı olduğunda kazanabileceğini düşünmeye başlar ve bu “koşullu sevgi”, onun duygusal gelişimine ve karakter oluşumuna ciddi zararlar verir.
ÇÖZÜM: KIYASLAMAK YERİNE DEĞER VERMEK
Peki, bu zehirli alışkanlıktan nasıl kurtulabiliriz? Çözüm, her çocuğun biricik, özel ve değerli olduğunu kabul etmekten geçiyor.
- Her Çocuk Özeldir: Çocuğunuzun başkaları gibi olmasını beklemek yerine, onun kendine özgü yeteneklerini keşfedin ve destekleyin. Unutmayın, her çocuk bu dünyaya farklı yeteneklerle donatılarak gelir. Pedagog Adem Güneş’in ifadesiyle, “Özünde Fatih barındıran bir çocuğun Mevlana’ya dönüşmesi kişilik gelişiminin zarara uğraması demektir”.
- Kıyası Kendisiyle Yapın: Çocuğunuzun gelişimini başkalarıyla değil, kendi geçmişiyle değerlendirin. “Geçen döneme göre notlarını yükseltmişsin, emeğinin karşılığını alman beni çok mutlu etti” gibi ifadeler, onun kendi gelişimini görmesini sağlar ve içsel motivasyonunu artırır.
- Çabaya Odaklanın, Sonuca Değil: Sonuç ne olursa olsun, çocuğunuzun gösterdiği çabayı, azmi ve emeği takdir edin. Başarısızlık durumunda ise nedenlerini birlikte araştırın ve hatalarından ders çıkarmasına yardımcı olun. Merhum Doğan Cüceloğlu’nun o meşhur anısında anlattığı gibi, çocuğun kendi başına bir şeyler başarmasına izin vermek, onun “zaferini çalmamak” ona verebileceğimiz en büyük hediyedir.
- Koşulsuz Sevin ve Dinleyin: Çocuğunuza, başarısı ne olursa olsun sevildiğini ve değerli olduğunu hissettirin. Onu dinleyin, duygularını ciddiye alın ve size bir şey anlatmak istediğinde göz teması kurarak tüm dikkatinizi ona verin. Bir ebeveynin çocuğuna verebileceği en büyük armağan, özsaygısı yüksek bir birey olması için ona rehberlik etmektir.
Unutmayın, çocuklar tavsiyelerle değil, örneklerle öğrenir. Onları başkalarıyla yarıştırarak değil, kendi potansiyellerini ortaya çıkarmalarına rehberlik ederek sağlıklı nesiller yetiştirebiliriz. Gelin, bugünden itibaren çocuklarımıza “Neden başkaları gibi değilsin?” diye sormak yerine, “Sen olduğun için ne kadar değerli olduğunu biliyor musun?” diyelim. Farkı göreceksiniz.

YORUMLAR