Hayat bazen bize öyle sahneler sunar ki, tüm bildiklerimizi sorgulamak zorunda kalırız. Toplum olarak birini “iyi” ya da “kötü” diye yaftalamaya ne kadar da meraklıyız.
Oysa hakikat, çoğu zaman bizim sığ bakış açılarımızın çok ötesinde, sessizce bekler. Tıpkı Yıllar önce Kütahya Domaniç Kozluca Köyü’nün muhtarının hikayesinde olduğu gibi.
Kozluca muhtarı öldüğünde, köylüler yas tutmak bir yana, ellerine davul zurnayı alıp bu ölümü kutlamışlardı. Öyle bir nefret ki bu, kimse cenazeyi kaldırmaya yanaşmamış; muhtarın kırk yıllık eşinin yardım çığlıkları karşılıksız kalmış, hatta cenazenin köy mezarlığına gömülmesine bile müsaade edilmemişti. Nihayetinde kadın, kocasının naaşını alıp dağa çıkmış ve Çoban Murat ile birlikte onu ıssız bir yerde toprağa vermişti. Dışarıdan bakıldığında manzara nettir: Kötü bir adam ölmüş ve hak ettiği muameleyi görmüştür.
Ancak hikâye burada bitmiyor; çünkü hiçbir şey görüldüğü gibi değildir. Kısa bir süre sonra köylüler, o “lanetli” ilan ettikleri muhtarı rüyalarında cennette görmeye başlarlar. Şaşkınlık büyüktür; öyle ki muhtarın eşi bile buna anlam veremez, çünkü o da eşinden hayatı boyunca bir iyilik görmemiştir. Sırrı çözmek için Çoban Murat’a giderler. Çoban, ne bir alimdir ne de büyük dualar bilmektedir; o sadece “ümmi” biridir.
Çobanın sırrı, kalbindeki o muazzam samimiyettedir. O, yıllardır dağda Allah rızası için ağırladığı misafirlere dayanarak basit bir ricada bulunmuştur: “Allah’ım yıllardır senin gönderdiğin misafirlerle ben ilgilendim. Sen de benim gönderdiğim misafire iyi bak” demiştir. İşte o an köylü, muhtarın kendi amelleriyle değil, bir çobanın referansıyla cennete kabul edildiğini anlar.
Bu hadise bize şunu fısıldıyor: Bir insan hakkında son kararı vermek, onun ebedi makamını belirlemek bizim haddimize değildir. Bizim “kötü” bildiğimizin arkasında, bilmediğimiz bir “iyi”nin duası olabilir. İnsanların dış görünüşüne, toplumdaki imajına veya hatalarına bakarak kesin hükümler vermek, buzdağının sadece görünen kısmına bakıp denizin derinliği hakkında yorum yapmaya benzer.
Unutmayalım ki; bir insanın kalbi ile yaratıcısı arasındaki bağ, bizim idrakimizin çok ötesinde bir gizemdir. Kimin kimin duasıyla, hangi samimi referansla kurtuluşa ereceğini asla bilemeyiz. Bu yüzden, birine taş atmadan önce o taşın niyetimize çarpıp çarpmayacağını bir kez daha düşünmeliyiz.
Hayat bir aynadır; bazen en kirli görünen camın arkasında, odayı aydınlatan en saf ışık saklıdır.
- Keşke sınavlara değil, eğitime odaklanabilsek - 12.09.2026
- Ecel Geldi, Ne Çare… Amenna da - 29.08.2026
- Ünlülerin suçu ne? - 11.08.2026

YORUMLAR