Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Hasan Fayda
Hasan Fayda

UMUTTUR KIŞI BAHARA ÇEVİREN

KIŞTAN BAHARA EVRİLİRKEN GÜNLER, ne de çok sevinmişlerdi; sanki uzun bir esaretten kurtulmuş mahkûmlar gibi, gökyüzü birden genişlemiş, ışık bolluğundan gözleri kamaşmıştı. Kış haşmetini yitirmiş, sanki vicdan azabı çekmekten yorulup yumuşamıştı.

Rüzgâr hâlâ sert esse de, o sertlikte bile bir özür bir yumuşama ışığı ve izi vardı. Kar taneleri o eski sertlikle yere inmiyor, belki yağmur dostuyla beraber inip hemencecik eriyip onunla birlikte toprağa karışıveriyordu. “Kıştaki bu yumuşama, evlatları olan karı, buzu, soğuğu ve yağmuru birer birer kaybetmekten miydi?” Belki de… Kim bilir?.. Daha dün ovaları dağları, platoları pak haliyle bembeyaz sevgisiyle kucaklayıp sarıp sarmalayan o ilginç ve mucize kristaller şimdilerde artık tutunamıyorlardı oldukları yerlerde. Ovalardaki beyazlık yerini kara toprağa devrederken o yüksek platolar nispeten azaltmıştı karlarını. Dağların zirveleri hala bembeyaz olsa da eteklerine ala düşmüş hatta çok yerler yerini sabit kayalara, kumlu yamaçlara bırakmıştı. Geri kalan karlar ise saklambaç oynuyordu adeta, onlara doğudan batıdan bakan o sapsarı güneşle. Ona görünmek demek kan kaybetmek can kaybetmek demekti. Onun görmeyeceği kuytulara kuz yerlere saklanan karlar kalmıştı yüksek yerlerde, dağ eteklerinde.

O uzun kış geceleri, soğukla kar fırtınalarıyla oyun oynamayı artık yavaş yavaş terk ediyordu. Zira “cemre” denilen o görevli işbaşındaydı. Soğuk sabaha doğru yine de “Ben buralardayım!” dese de bu hatırlatma uzun süre devam etmiyor, kuzeye düşen yerlerde, belki erkenci çimler üzerinde, erken merhaba diyen badem ve kaysı çiçeklerinde, güllerin yeni tomurcuklanmış dallarında bir damla su ya da hafif bir beyazlık, kırağı şeklinde görünüyor, fakat güneşi görünce kaybolup kendilerine tahsisli mekânlarına çekiliyorlardı.

ARADA BAHARI MÜJDELEMEK İSTEYEN YAĞMUR İSE, ince ince, nazlı nazlı yağdırılır; toprakta bulunan o koku salıcıları harekete geçirir ve ortalık enfes bir petrikor kokar. Yağmur damla damla bazen tomurcukların üstünde durup onları okşar, bazen yağmurda dolaşmayı seven âşıkların saçlarında, yüzlerinde, onların sevgisine mutluluğuna ortak olur. Su birikintilerinin üzerine düşerek çok farklı desenler oluşturan yağmur eski toprak damlar üzerine düşerek, duygusal bir hava oluşturur hüzzam makamında, segâh makamında… Tavşankanı çay eşliğinde…

BAHAR ARTIK İYİDEN İYİYE KAPIYI ZORLUYOR, kar, buz dirense de fayda etmiyor, çaresizlik içinde eski hükümranlık sürdükleri devranı terk etmek zorunda kalır. Aslında her ikisi de birer görevli değil mi? Birbirine yerlerini devreden… Güneş doğar, batar; gençlik gelir, yaşlılık alır götürür; gitmek zorundadır, cari ilahi kanunlar gereği… Cemrelerle sahneye giriş yapan bahar, kıştan kalan son kalıntılarını süpürür, kuz bölgelerde kalan karlar buzullar hariç, kışın ve soğuğun izlerini silmeye başlar. Minik mavi, sarı, beyaz çiçekler, kara toprağın yumuşayan bağrında, gökyüzünden düşmüş yıldızlar gibi boy gösterir, kuytularda açar mor menekşeler… Sarıçiğdemler artık gülmeye başlar tabiat kitabını okumaya başlayan kişilere… Minik mavi, sarı, beyaz çiçekler, mor menekşeler, sarıçiğdemler ve petrikor kokusu toprağın ikramı, işte size bir “bahar senfonisi” sahibinden.

TABİATTA SERGİLENEN BAHAR SENFONİSİ, insanın içinde de bir şeyleri harekete geçirir, kıştan kalan buzları; duygulara geçit vermeyen buzullaşmış nehirlerde başlar hareket, canlanma… Dedelerin, ninelerin dizlerindeki, eklemlerindeki romatizmalar bile ezasını azaltır ki, baharı onlar da karşılasın ayakta ve baharı gönderene saygısını göstersin… Kalp durur mu? Onun da ritmi artar, etrafında gördüğü mucize dirilişler, ilahi sanat eserleri karşısında. Şaşkına çevirir o mucize dirilişler… Bakmayı, okumayı, yorumlamayı bilen yürekleri… Umutla yaşayan umutla atan yürekleri… Kara kıştan çıkan ruhta hayaller umutlar yeniden yeşerir; ertelenmiş planlar, yarım kalmış düşler canlanır. İnsan, sanki yeniden doğmuş gibi başlar kışta bıraktığı yerden. Hatalar affedilir, kırgınlıklar unutulur, kırıklar sarılır, kuruyanlar budanır… Ölgün, solgun umutlar yeşerir dallarda başlayan yeşermeler gibi… İnsan denen mucizenin de umuttur kışını bahara çeviren…

BİLİRSİN UMUT, en koyu kışın ortasında bile toprağın altında sessizce bekleyen bir tohum gibidir. Soğuk rüzgârlar, tipi, boran, kar, en karanlık en uzun geceler o tohum için bir anne gibidir. O bilir ki o etkenler onu, gelecek güzel, güneşli günlere hazırlar. Soğuk rüzgârlar, tipi, boran, kar, en karanlık en uzun geceler, zulümler sürekli olmayacaktır elbette, fani olan baki olmaz, onların da bir sonu vardır. İşte o son geldiği an, çatlar kabuk, rüşeym filizlenir uzanır ışığa, aydınlığa… Bu umut oldukça en kurak günlerde bile içimizde bir pınar çağlar durur ve tarlalarımız, bağımız bahçemiz susuzluktan kuruyup şak şak olmaz.

HELE Kİ KÜÇÜK BİR TEBESSÜM, bir dostun eli ile ya da hafif bir kafa selamıyla bizi selamlaması, güzel bir söz yeter. O sevgi pınarı coşar, taşar, her yanı yeşertir, her yana can suyu olur. Umudunu kaybetmeyen, her sabah, bıkmadan usanmadan yeniden doğar. Dün yaşanan acılar, kırılan dallar, kanatlar, kırık hayaller, dökülen yapraklar… Hepsi geleceği ihzar eden birer saik olmaz mı o zaman? Bu böyle telakki edilirse, böyle anlamlandırılırsa istikbal, gelecek daha parlak, daha alımlı olmaz mı? Umudunu kaybetmemişsen inan gönlün hep bahar hep “cennet bahçesi” olacaktır… Yarın gülzarında açan kırmızı güller, sevda için; beyaz zambaklar saflık paklık için; beyaz papatyalar neşe için; mor sümbüller yaşanmış yaşanan hüzünleri bile güzelleştirmek için, açar. Gam u gusva dünde kalır. Umut var oldukça, kırgın, masum, mazlum gönüllerde dört mevsim bahar hüküm sürer… O güzel yapraklar hiç dökülmez, mevsimlik çiçekler bile hiç solmaz, gönle hoş gelen, Hüseyni makamı, Rast makamı ya da Neva makamında nadide kuşlar hep şakır. Yitirme umudunu ki gönlün hep revnaktar bahçeler gibi, baharlar gibi olsun. Ve o bahçede, her dem solmayan pörsümeyen çiçekler açsın…

BAHARA ULAŞMA UMUDUNU KAYBETMEYENLER, çocuklara imrenen büyükler de içindeki çocuğu uyandırır baharın ilk ışıklarıyla. Onlar da, birlikte ya da torunlarıyla birlikte parklarda koşmak, çiği güneşte kuruyuvermiş çimenlere uzanmak, gökyüzüne bakıp bulutların şeklini yorumlamak ister. Bahar canlanma, dirilmedir. Basitçe, nefes aldığına, gördüğüne, dokunduğuna, hissettiğine sevinir. Kışın ayazından, buzundan çıkan ruh, güneşin altında Rabbine şükreder. Bahar, kalbi yeniden sevinçle coşturur, çocuklaştırır. Bahar geldiğinde umut, insanın içine usulca sızan bir ışık gibi giriverir. Umut en çok “yeniden besmele, yeniden başlama” duygusuyla beslenir. Kış boyunca her şey donmuş, ölmüş gibi gelir insana. Hayaller ertelenmiş, ilişkiler soğumuş, hedefler unutulmuş… Bahar duyabilenlere sessizce, “Hiçbir şey bitmiş değil. Bak, tohumlar hâlâ canlı yerin altında… Bir işaret ya da sahibinden gelecek ‘Ol!’ emrini beklemekte.” diye fısıldar. Derin yaraların bile iyileşebileceğine dair bir inancı yeşertir bahar. Umut, baharda somutlaşıp görünür. Çimenlerin arasından başını utangaçça kaldıran çiğdem, “En zor şartlarda bile açılabilirsin!” der.

Umutlarınızın gerçekleşmesi temennisiyle vesselam!..

Hasan Fayda
Latest posts by Hasan Fayda (see all)

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

Instagram'da Takip Et
Verified by MonsterInsights