Yazı yazmak bir motivasyon işidir. Yazmak için bilgisayarınız başına oturursanız ya da kağıt kalemi elinize alıp yazayım , ne yazsam derseniz muhtemelen ya yazamazsınız ya da yazdıklarınızı beğenmez kağıdı buruşturup atar ya da bilgisayarı kapatırsınız. O nedenle yazmak için değil yazma isteği geldiğinde yani motivasyon sağlandığında yazmaya başlarsanız başarılı olursunuz diye düşünenlerdenim.. En azından ben böyleyim.
Ağustos ayı başında İstanbul da Fındıkzade tramvay istasyonunda yaşadığım bir olayı kaleme almıştım. Yazı kısa olduğu için yönetmenim paylaşmaya değer bulmayınca motivasyonum da sekteye uğradı. LGS sonuçları açıklanınca, buna bağlı olarakta şehir değiştirmek zorunda kaldık. Ev nakliye,toplanma,evin abonelikleri taşınma yerleşme derken ne ülke gündemini takip edebildim. Ne de yazı yazabildim. Eylül başında okulların açılması ile birlikte eğitimle ilgili bir kaç satır kaleme almak isterdim. O da mümkün olmadı. Düşünüpte yazamadıklarımı bu yazımda özetlemek isterim. Umarım bu seferde yazım uzun olmuş diye inkıtaya uğramaz.
İstanbul un meşhur pazarları vardır malum. Fındıkzade pazarı da tıpkı Kadıköy Salı Pazarı gibi meşhur. Fındıkzade pazarı Cuma günleri geniş bir alana kuruluyor. Tramvay istasyonunda bir diyalog ilgimi çekti sizlerle paylaşmak istediğim. Üzerinde düşünülmesi gereken bir ironi. Bir adam kartsız yani ücretini ödemeden bariyeri geçmiş. Güvenlik görevlisi durdurmuş ücretini öde diyor. Adam hakkını helal et deyip geçmek istiyor. Güvenlik görevlisi benim babımın malımı ki hakkımı helal edebileyim diye tepki veriyor. En sonunda adamın ücretsiz binmesine müsaade edip daha fazla tepki vermiyor sadece öfkesini dile getirmekle yetiniyor. Bu olaydaki paradoksları okuyucularıma bırakıyorum. Hakkını helal et diye haktan hukuktan haberdarım diye milletin hakkını gasp eden adama mı takılırsınız. Yoksa babamın malı mı ki diye tepki gösterip ücret ödemeden binen adamı engelleyen güvenlik görevlisine mi ?. Yoksa adamın parası belki yoktur güvenlik görevlisi anlayış göstermiş daha ne yapsın mı dersiniz. Bu konu sizlere kalmış.
Tercih zamanında bir yazım olmuştu. Oğlum da tercih yaptı sonuçlar açıklandı. Eskişehir Borsa İstanbul Fen Lisesi’ ne yerleşti. Kendisi tespit etti okulu kendisi istedi. Bize Eskişehir i kazanırsam gelir misiniz diye sordu sadece. Biz de geliriz dedik. Bazı öğrenciler için yatılı okumak avantaja dönüştürülebileceği gibi bazı öğrencilerin ailesinin yanında lise eğitimini tamamlaması avantaj olabilir. Nitekim okul müdürü de öğrenci ailesini yanında ise büyük avantaj ama pansiyona verirseniz de biz aileyi aratmamak için elimizden geleni yaparız dedi. Kendisi, kendisinden daha iyi puan almış öğrencilerle aynı ortamda olmak istedi. İstediği gibi de oldu. 150 kişi alan okulun muhtemelen son 20 öğrencisinin içerisinde. Umarım dört yıl sonra da bunun semeresini görür. Bize düşen o an neyi yapmaksa onu yapmaktı biz de onu yaptık. Düşüncelerimizi paylaşıp kendisi hakkında kendi verdiği karara saygı duyduk.
Bir ay boyunca dört beş kez ev için Eskişehir e geldik gittik. Bir ev için sahibiyle anlaştık. Sahibi bize çok iyi davrandı. Ağzından bal damlıyor. Anlaşmadan sonra iki kez eve geldik baktık. Lakin ikinci gelişimizde ki aradan 2 gün geçmişti. Aldığımız bazı haberlerden dolayı evden soğuduk. Sahibi ile görüşüp evden vazgeçtiğimizi ifade ettik. Sahibi bizi iknaya çalıştı. Yarım saat sonunda biz bizim içimize sinmedi kusura bakma deyince o ana kadar ağzından bal damlayan adam size hakkımı helal etmiyorum demez mi ? Sadece iki gün.
Sonra başka bir evle anlaştık. Nakliye için epey araştırma yaptım. Bir firma ile anlaştım. Evden eve nakliyat. Evi çok az bir eşyadaki hasarla taşıdılar. Taşınma esnasında sohbet ederken öğrendim. Elamanların ek işi. Biri belediyede işçi, biri bir fabrika da biri de bir apartmanda apartman görevlisiymiş. Eşyaların kurulma işlemleri bitmeden nakliyeci anlaştığımız parayı alıp bir işim çıktı diye aldı parayı gitti. Apartman görevlisi olarak çalışıpta ek iş olarak ekipte yer alan arkadaş mobilyaları kuruyor. Söktüğü yatak odası dolabını bir türlü kuramadı. Sonra patron yarın mobilyacı gönderecek deyip evden ayrıldı. Patronu aradım mobilyacı göndereceği yarın gelecek dedi. Üzerinden 10 yarın geçti ne mobilyacı geldi ne de patron denilen şahıs telefonlarımı açıyor mesajlarıma cevap veriyor.,
Bizi sevindiren en önemli şey ise oğlumuzun okuluna severek gelip gitmesi. Okullar açıldı. Belki de en çok ekonomik yükünü göz ardı edersek okulların açılmasına veliler sevindi. Bu aşamadan sonra velilere öğrencilere öğretmenlere düşen görevler nelerdir. Bunlardan ilkini bu yazıda bir öykü ile anlatıp diğerlerini diğer yazılara bırakalım.
Bir çiftçi ailesi sabah kalktıklarında çiftliklerinin yakınlarında bir yabancı at görmüşler. Çocuk baba demiş bu at yabancı sahibini bunu arıyordur. Ne yapacağız demiş. Babası oğluna sen bizim ata bin beni takip et deyip kendisi yabancı ata binmiş. Bir süre sonra o at sahibinin çiftliğine ulaşmış. Çocuk baba sen ne yaptında çiftliği buldun diye merakla sormuş. Babası gülmüş. Oğlum ben bir şey yapmadım. Sadece at yolunda tuttum demiş. Yolu ben değil at buldu. Velilere düşen de öğrenciyi yolunda tutup onun maddi manevi ihtiyaçlarını karşılamak iyi bir anne baba olabilmek.
Yüzünüzden tebessüm hayatınızdan mutluluk eksik olmasın. Hayatın içinden kesitler paylaştım .
Sevgi ile kalın
- Keşke sınavlara değil, eğitime odaklanabilsek - 12.09.2026
- Ecel Geldi, Ne Çare… Amenna da - 29.08.2026
- Ünlülerin suçu ne? - 11.08.2026

YORUMLAR