Fransızca kökenli bir kelime olan “Paratoner”, bulutlardaki elektrik yüklerinin ani boşalması sonucu oluşan yıldırım düşmelerinin yol açabileceği yangın, patlama, can ve mal kaybı gibi zararları önlemek için kullanılan bir güvenlik cihazıdır.
Bina ya da muhtelif yapıların en yüksek noktasına yerleştirilen sivri uçlu metal çubuklara denir ki bu çubuk, yıldırımı üzerine çeker ve yüksek gerilimli akımı iletken kablolar aracılığıyla güvenli bir şekilde, zararsızca toprağa aktarır. Böylece elektrik akımı bina içindeki tesisata, insanlara veya hassas cihazlara zarar vermeden yere, yani doğrudan toprağa iner.
*
Ülkemizde, hayatın gerçeklerinde ise “paratoner” kelimesi çok daha geniş ve mecazi bir anlam kazanmıştır. Ailede, iş yerinde, mahallede, arkadaş ortamında gerilim yükseldiğinde, öfke patlaması olacak gibi durumlarda, tartışma kopacakken araya girip o yükü kendi üzerine alan kişiye denir. Bunlar eleştirileri, öfkeyi kendi üzerine çekip ortamdaki sıkıntıyı absorbe eder.
Gerçek paratoner bulutlardaki elektrik yüklerinin ani boşalması sonucu oluşan elektriği toprağa indirip zararı önlediği gibi mecazi olarak kullanılan paratoner de gerilimi, kızgınlığı, tartışmayı veya riski kendi üstüne alıp diğerlerini korur.
Mesela; aile içinde herhangi bir olumsuzluk durumunda araya girip suçu üstüne alanlara “Ailenin paratoneri” dendiği gibi bir iş yerinde oluşan olumsuzluğu, haksız bir yükü üzerine alan, ortamı sakinleştiren kişi için de “İş yerinin ya da ofisin paratoneri” “ekibin paratoneri” tabiri kullanılır.
*
Evet, İslami kaynaklara göre musibetler (afetler, felaketler, toplumsal sıkıntılar) büyük ölçüde toplumsal bozulma, ahlaki yozlaşma, günahların yaygınlaşması ve fesad (bozgunculuk, yozlaşma) sebebiyle gelir. Bu, bireysel günahların yanı sıra kolektif sorumluluğu da kapsar. Kur’an ve hadislerde bu konu açıkça belirtilir; geçmiş ümmetlerin yok edilişi örnek verilir.
Mesela; “İnsanların kendi elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde bozulma (fesad) ortaya çıktı. Allah, yaptıklarının bir kısmını onlara tattırsın diye (böyle yaptı); belki (tövbe edip) dönerler.” (Rum Suresi, 30/41)
Bu ayet doğrudan, toplumsal yozlaşma ve günahların çevreye, topluma ve doğal dengeye musibet getirdiğini söyler. Taberi ve İbn-i Kesir gibi tefsirlerde “fesad”ın kuraklık, kıtlık, deprem, sel gibi afetleri kapsadığı da belirtilir. İnsanların zulüm, israf, ahlaksızlık gibi eylemleri dengeleri bozar ve Allah bu şekilde ikaz eder ki insanlar tövbe etsinler.
Hem bireysel hem toplumsal musibetlerin, işlenen günahlar sebebiyle olduğu vurgulanır. Allah birçok günahı affetse de, ısrar edilen bozulmalar musibete yol açar.
Delil mi? “Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizin (işlediği) yüzündendir. (Allah) bunun birçoğunu da affeder.” (Şura Suresi, 42/30)
Kur’an’da birçok kavmin (Nuh, Hud, Salih, Lut, Şuayb kavimleri) küfür, zulüm, ahlaki yozlaşma (zina, hile, bozgunculuk) yüzünden helak edildiği anlatılır. (A’raf Suresi, 7/59-93, Hud Suresi 11/25-99)
Bu kıssalar, toplumsal bozulmanın ilahi ceza getirdiğini gösterir. Allah, “Sizden önceki nesiller helak oldu, çünkü iyiliği emredip kötülükten sakındırmadılar.” mealinde uyarılar yapar. “Kötülüğü teşvik edip yayarken, iyilik, doğruluk ve güzelliğin önünü kesmeye çalışırlar.” (Tevbe Suresi, 9/67)
Kur’an’dan sonra en büyük delil olan hadislerde de günahların açıktan ve yaygın işlenmesi durumunda musibetlerin herkesi (iyi-kötü) kapsadığı belirtilir.
“Günahlar açıktan işlenmeye başlayınca, iyi-kötü herkes genel bir azaba maruz kalır.” (Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat) “Eski milletlerden bir kısmına deprem ile azap yapıldı. İyiler de helak oldu. Çünkü günah işlenirken susmuşlar, önlememişlerdi.” gibi rivayetler Taberânî ve diğer kaynaklarda geçer. Yani, “kötülüğü gördüğü halde değiştirmeyen, engellemeyen” toplum sorumludur.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), ümmetini ahlaki çöküş, zulüm, faiz, zina, kamu malına hıyanet gibi bozulmalara karşı uyarmış ve bunların fitne, musibet getirdiğini haber vermiştir.
İmam-ı Rabbani ve Bediüzzaman gibi âlimler, “Musibetler genellikle günahlara kefaret veya ikaz olarak gelir. Toplumsal seviyede ise fesadın yaygınlaşması (ahlaki yozlaşma, adaletsizlik, dinden uzaklaşma) sünnetullah gereği cezayı davet eder.” diye uyarırlar.
*
Tevbe, istiğfar, salih amel, iyiliği emretmek, kötülüğü engellemek… Kur’an’da “Eğer şükreder ve iman ederseniz Allah size azap etmez.” (Nisa Suresi, 4/147) diye buyurulur.
Bu azap, işkence eziyet anlamı taşımaz. Yapılmayan, engellenen sorumluluklardan ortaya çıkan sonuç olabilir. Birçok çeşidi vardır ki bunlardan birkaçını şöyle zikredebiliriz.
Alım gücünün erimesi, gelir dağılımındaki adaletsizlik, yoksulluğun fakirliğin artması, zengin-fakir uçurumunun hızla derinleşmesi, gıda, kira, enerji, ulaşımdaki yüksek enflasyon, gençlerdeki işsizlik, toplumsal gerilim, kutuplaşma ve güven erozyonu, toplumunun hoşgörüsüzlüğü, toplumsal yapıdaki muhtelif fitnelerden oluşan parçalanmalar, kırıklar, toplumu dizayn etmek isteyenlerin oluşturduğu suni krizler birer azap çeşidi olamaz mı?
Kurumsal ve yönetişim sorunları, edep, haya, saygı gibi kavramların zayıflaması, sokak şiddeti, dolandırıcılık, sanal medyada kumar dahil sınır tanımama birer azap olamaz mı?
Aile içi geçimsizliklerin artması, sosyal medyada “normalleşen rezaletler”, reyting için ahlaksızlığı pompalayan medya, uyuşturucu, kumar, fuhuş ve organize suç ağları birer azap olamaz mı?
Kadına şiddet, aile yapısının bozulması, boşanma oranlarının artması, evlilik dışı ilişkilerin normalleşiyor olması, yalanın ve ikiyüzlülüğün normalleşmesi, siyasi söylemlerde yalanın sıradanlaşması, buyurgan, tepeden inme “dindar gençlik” “İslamcılık” fikirlerinin ters tepmesi birer azap olamaz mı?
Gençliğin deist, ateist, agnostik olması, keyfe mâ yeşa yaşaması istikbal adına birer azap olamaz mı?
İhtiyaçları bitmek tükenmek bilmeyen insanımızın banka faiz girdabında debelenmesi birer azap olamaz mı?
*
Ne demişti?
“İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip, kötülükten men eden bir topluluk bulunsun.” (Ali İmrân, 3/104) “Sizden önceki nesiller helak oldu, çünkü iyiliği emredip kötülükten sakındırmadılar.” “Kötülüğü teşvik edip yayarken, iyilik, doğruluk ve güzelliğin önünü kesmeye çalışırlar.” (Tevbe Suresi, 9/67)
O zaman şöyle denebilir mi?
Bu musibetler ve ziyadesi toplumda varsa yukarıdaki bilgilerin manayı muhalifi, hayra çağıran, iyiliği emredip, kötülükten men eden bir topluluk yoktur ya da engellenmiştir. Kötülük, teşvik edilip yayılırken, iyilik, doğruluk ve güzelliğin önü kesilmiştir ki bu yaşananlar yaşanmaktadır.
Neydi paratoner?
Can ve mal kaybı gibi zararları önlemek için kullanılan bir güvenlik cihazı, herhangi bir olumsuzluk durumunda araya girip suçu, negatif durumu üstüne alan da denebilir.
Musibetlere, belalara, mezkûr sıkıntılara muhatap olunuyorsa, ya paratoner yoktur ya bozuktur iş görmemektedir başka bir tabirle hayra çağıran, iyiliği emredip, kötülükten men eden bir topluluk yoktur ya da engellenmiştir. Kötülük, teşvik edilmektedir, iyilik, doğruluk ve güzelliğin önü kesilmiştir…
O zaman bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, o paratonerlerden fazlaca dikmek… Ama bu sefer yüksek binalara, çatılara değil, vicdanlara…
Çünkü paratonersiz mekân, er ya da geç yanar, yıkılır, harap olur.
Vicdan ve toplum da…
Vesselam…
*
Müslümanların ramazan ayını tebrik ediyorum, bu bereketli zaman dilimi vesilesiyle Müslümanlar dâhil insanlığa huzur ve barış nasip etmesini Yaratıcıdan niyaz ediyorum.
- Fon soruşturması bize ne söylüyor? - 29.09.2026
- Okul bahçesindeki taziye çadırı - 29.09.2026
- Bakaya bölüğü - 24.09.2026

YORUMLAR