Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Hasan Fayda
Hasan Fayda

Yağmur Yağıyor, Rant Kazanıyor

İstanbul’u her sağanakta su basıyorsa mesele yalnızca gökten düşen damlalar değildir. Caddeler göle, alt geçitler havuza, evler ve iş yerleri su baskınına teslim oluyorsa sormak gerekir. Bu şehri yağmura kim hazırlamadı?

Vatandaş zarar görüyor, kamu kaynakları onarım için harcanıyor. Peki, imar kararlarını alanlar, altyapıyı planlayanlar ve denetim görevini üstlenenler hesap veriyor mu?

Elbette her selin sebebi rant değildir. Ancak aşırı yağışın afete dönüşmesinde betonlaşmanın, yanlış şehirleşmenin ve altyapı eksikliklerinin payı varsa bunları da sorgulamak gerekir.

Yağmur doğal bir olaydır; ihmallerin büyüttüğü felaket ise kader denilerek geçiştirilemez.

Yağmurun suçu ne?

Şehirler büyürken yeşil alanlar azalıyor, beton ve asfalt yüzeyler genişliyor. Dere yatakları daraltıldığında, doğal su toplama alanları yapılaşmaya açıldığında ve altyapı artan yoğunluğa ayak uyduramadığında taşkın riski büyüyebiliyor.

Sonra yağmur yağıyor, su akacak yer bulamıyor. Ardından bildik açıklamalar geliyor: Aşırı yağış, olağanüstü hava koşulları…

Peki, yağmurun yağacağı bilinmiyor muydu? Şehirler hangi risk hesaplarına göre planlandı? Taşkın tehlikesi taşıyan bölgelerde gerekli önlemler alındı mı?

Bir dere yatağını yapılaşmaya açıp dere taştığında doğayı suçlamak, kendi hatasını yağmura yüklemek değil midir?

Rantın kazancı, selin faturası

Rant meselesi tam da burada başlıyor.

Bir imar planı değişikliği, bir arazinin değerini katlayabilir. Yapılaşma yoğunluğunun artırılması, yeni alanların konut veya ticarete açılması bazı kişi ve şirketlere önemli kazançlar sağlayabilir.

Elbette her imar değişikliği rant amacı taşımaz. Ancak bu kararların kime kazanç sağladığı, kamu yararına uygun olup olmadığı ve taşkın riskini artırıp artırmadığı araştırılmalıdır.

Bir arazi yapılaşmaya açılırken yalnızca kaç bina yapılacağı mı hesaplanıyor, yoksa yağmur suyunun nereye gideceği de düşünülüyor mu? Yeni binalar yükselirken altyapı güçlendiriliyor mu? Dere yatakları korunuyor mu? Bilimsel uyarılar imar kararlarına yansıtılıyor mu?

İşte rant ile sel arasındaki olası bağlantı bu soruların cevaplarında aranmalı.

Birileri arazisinden ve yatırımından kazanç sağlarken selde zarar gören esnafın, evini su basan ailenin ve bozulan kamu altyapısının maliyetini toplum üstleniyorsa ortada ciddi bir kamu yararı sorunu vardır.

Kazanç özel, zarar toplumsal!

Bu nedenle imar planları, altyapı yatırımları, taşkın haritaları ve denetim raporları birlikte incelenmelidir. Bir kararın ekonomik kazanç sağlarken afet riskini artırdığı tespit edilirse bunun hesabı sorulmalıdır.

Şehir kimin için kuruluyor?

Şehircilik, yalnızca binalara yer bulmak değildir. İnsanlara güvenli yaşam alanları oluşturmak, doğal suyollarını korumak ve geleceğin risklerini bugünden hesaba katmaktır.

Her boş alanı yatırım fırsatı olarak görmek, her imar değişikliğini ekonomik kazanç üzerinden değerlendirmek, şehrin taşıyabileceği yükü göz ardı etmektir.

Sorumluluk da yalnızca belediyelerle sınırlı değildir. Merkezi yönetim, ilgili kamu kurumları, yatırımcılar ve denetim mekanizmaları kendi yetki ve sorumlulukları çerçevesinde değerlendirilmelidir.

Bir sel yaşandığında yalnızca hasarın boyutu değil, nedenleri de açıklanmalıdır. Altyapı yeterli miydi? Dere yatağına müdahale edilmiş miydi? Taşkın uyarıları dikkate alınmış mıydı? Gerekli yatırımlar zamanında yapılmış mıydı?

İhmal veya hukuka aykırılık tespit edilirse sorumlular, makamlarına ve siyasi kimliklerine bakılmaksızın hesap vermelidir.

Selden sonra değil, selden önce!

Her felaketin ardından su tahliye ediliyor, çamur temizleniyor, yollar onarılıyor. Fakat aynı bölgeler benzer yağışlarda tekrar tekrar su altında kalıyorsa yapılan müdahalelerin yeterliliği sorgulanmalıdır.

Asıl başarı, selden sonra suyu tahliye etmek değil, felaketin zararını önceden azaltmaktır.

Bunun yolu dere yataklarını korumaktan, yağmur suyu altyapısını güçlendirmekten, riskli bölgelerde yapılaşmayı bilimsel ölçütlere göre denetlemekten ve imar kararlarını şeffaflaştırmaktan geçiyor.

Afet yönetimi, kriz anında verilen demeçlerden ibaret kalmamalıdır. Şehirler, yağmur başladıktan sonra yapılan açıklamalarla değil, yağmur başlamadan önce alınan önlemlerle korunur.

Yağmur diner, hesap kalır!

İstanbul ya da başka şehirler her şiddetli yağışta su altında kalıyorsa artık yalnızca meteoroloji raporlarına değil, imar planlarına, altyapı yatırımlarına ve denetim dosyalarına da bakmak gerekir.

Her selin arkasında rant aramak yanlış; rant ihtimalini hiç sorgulamamak da öyle. Yapılması gereken, iddiaları belgelerle sınamak ve kamu zararına yol açan kararların hesabını sormaktır.

Çünkü mesele yalnızca ne kadar yağmur yağdığı değil, şehrin o yağmura nasıl hazırlandığıdır.

Yağmurun hesabı sorulamaz; ama yağmuru felakete dönüştüren ihmallerin hesabı sorulur.

Ve eğer rant kamu yararının önüne geçmişse, sorulacak soru açıktır.

Suyu kim durduramadı değil, suyun yolunu kim kapattı?

Vesselam…

 

Hasan Fayda

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

Instagram'da Takip Et
Verified by MonsterInsights