Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Hasan Fayda
Hasan Fayda

Gücün Karşısında Hakikat: Bir Sultan, Bir Âlim, Bir Sınav

Bir tarafta ordulara hükmeden, savaş meydanlarında zaferler kazanan bir sultan… Diğer tarafta elinde ordusu, makamı ve dünyevî gücü bulunmayan; fakat bildiği hakikati söylemekten çekinmeyen bir âlim…

Biri devletin bekasını ve savaşların ihtiyaçlarını düşünüyor, diğeri ise bu ihtiyaçların halkın hakkını çiğnemek için gerekçe yapılamayacağını hatırlatıyordu.

Bu iki isim, Memluk Sultanı Baybars ile İslam dünyasının büyük âlimlerinden İmam Nevevî’ydi. Aralarında yaşandığı aktarılan hadiseler, yüzyıllar sonra bile aynı soruyu önümüze koyuyor: Devletin gücü karşısında hakikati kim, nasıl savunacak?

Kölelikten Sultanlığa: Sultan Baybars

Sultan Baybars, 1223 yılında doğdu. Gençliğinde köle olarak satıldı; askerî kabiliyeti sayesinde Memlukler arasında yükseldi ve 1260 yılında Mısır’da iktidarı ele geçirdi. Haçlılarla ve Moğollarla mücadele ettiği dönemde, Memluk Devleti’nin askerî gücünü artıran hükümdarlardan biri oldu.

Baybars’ı yalnızca bir hükümdar olarak değerlendirmek, yaşadığı dönemin şartlarını görmezden gelmek olur. Önünde savaşlar, askerî harcamalar ve devletin devamını ilgilendiren ciddi meseleler vardı. Fakat devletin karşılaştığı zorluklar, alınan her kararın kendiliğinden adil olduğu anlamına da gelmiyordu.

İşte İmam Nevevî ile Baybars arasında yaşandığı anlatılan anlaşmazlığın merkezinde bu mesele bulunuyordu.

İlim ve Vicdanın Temsilcisi: İmam Nevevî

Asıl adı Yahya bin Şeref olan İmam Nevevî, 1233 yılında Suriye’nin Neva kasabasında doğdu. Hadis, fıkıh ve İslam ilimleri alanında yetişti. Riyâzü’s-Sâlihîn, el-Erbaûn ve el-Mecmû’ gibi eserleriyle İslam ilim tarihinde kalıcı bir yer edindi.

İmam Nevevî’nin hayatını önemli kılan yalnızca ilmî birikimi değildi. Onun adı, yöneticilere karşı hakikati söyleme ve dinî sorumluluğunu makamların beklentilerine göre değiştirmeme tavrıyla da anıldı.

Sultan Baybars’la yaşadığı aktarılan hadiseler, bu tavrın en çarpıcı örnekleri arasında gösterilir.

Halkın Sırtına Yüklenen Vergi

Döneme ilişkin bazı anlatılarda, Sultan Baybars’ın ordunun ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla halktan yeni vergiler alınmasını istediği aktarılır. Vergilerin miktarı ve olayın ayrıntıları kaynaklarda farklı biçimlerde anlatılsa da temel mesele açıktır: Savaşın ve devletin ihtiyaçları gerekçe gösterilerek halktan ek para istenmesi…

Rivayet edilir ki Şam halkı bu yükü taşımakta zorlanınca İmam Nevevî, sultana ulaştırılmak üzere bir mektup hazırladı. Mektubun amacı, halkın durumunu bildirmek ve alınması istenen vergilerin dinî ve ahlaki açıdan yeniden değerlendirilmesini sağlamaktı.

İmam Nevevî’nin sultana gönderdiği ilk mektubun ardından sert bir cevap aldığı, buna rağmen nasihat etmeyi sürdürdüğü anlatılır.

Burada mesele, bir âlimin devletin askerî ihtiyaçlarını bütünüyle görmezden gelmesi değildi. Asıl itiraz, devletin ihtiyaçları konuşulurken halkın hakkının ve adaletin unutulmasına yönelikti.

“Hakikati açıklamak görevimizdir”

İmam Nevevî’ye atfedilen nasihat mektuplarında, âlimlerin yöneticilere karşı sorumluluğu üzerinde özellikle durulur.

Mektubun özü şöyle aktarılır:

“Allah, ilim sahiplerinden hakikati insanlara açıklamalarını, onu gizlememelerini istemiştir. Bu sebeple yöneticilerin karşısında doğruyu söylemek, âlimlerin sorumluluğudur.”

İmam Nevevî’nin yaklaşımında dikkat çeken nokta şudur: Âlim, yöneticinin hoşuna gidecek sözü söylemekle değil, doğru bildiğini açıklamakla yükümlüdür. Hakikati gizlemek, makamı korumak uğruna susmak ve insanların uğradığı haksızlığı görmezden gelmek, onun anlayışında kabul edilebilir bir tutum değildir.

Bu tavrın arkasında kişisel bir iktidar mücadelesi değil, dinî ve ahlaki sorumluluk bulunduğu vurgulanır.

Sultanın Tehdidine Karşı Verilen Cevap

İmam Nevevî’nin nasihat mektuplarından sonra Sultan Baybars’ın öfkelendiği, âlimleri tehdit ettiği ve verginin tahsili konusundaki ısrarını sürdürdüğü bazı tarihî anlatılarda yer alır.

Nevevî’ye atfedilen cevap ise onun duruşunu açık biçimde ortaya koyar. İmam Nevevî sultanın tehditleri karşısında geri adım atmayacağını bildirmiştir.

“Tehdit edilmem, sultana nasihat etme görevimden beni vazgeçiremez. Doğru bildiğimi söylemeyi kendim ve âlimler için bir sorumluluk kabul ediyorum. Bu görev sebebiyle başıma gelecek sıkıntıyı da göze alırım.”

Bazı aktarımlarda bu sözlerin ardından Allah’a tevekkül ettiğini, hakikati söylerken insanların kınamasından korkmamak gerektiğini ifade ettiği belirtilir.

Burada önemli olan, İmam Nevevî’nin tehditler, hakikati terk etmenin gerekçesi olamaz, demesidir.

İmam Nevevî’nin sultana düşmanlık beslemekle nasihat etmek arasında da bir ayrım yaptığı aktarılır. Rivayet edilen mektuba göre, yöneticiyi uyarmak ona düşman olmak değil; dünya ve ahiret hayatı için doğru olanı istemektir.

Bu yaklaşım, eleştirinin kişisel husumetten ayrılması gerektiğini de hatırlatır. Bir yöneticinin yanlışını söylemek, mutlaka ona düşmanlık etmek anlamına gelmez. Bazen gerçek dostluk, hoşuna gitmeyecek bir hakikati söyleyebilmektir.

“Önce kendi imkânlarınızı kullanın”

İmam Nevevî ile Baybars arasında geçtiği anlatılan en meşhur konuşmalardan biri, sultanın savaş masrafları için halktan para alınması meselesiyle ilgilidir.

Rivayete göre Sultan Baybars, Moğollarla mücadelede kullanılacak askerî harcamaları karşılamak amacıyla âlimlerden vergi alınmasını meşru gören bir fetvaya katılmalarını istedi. Birçok âlimin bu görüşü kabul ettiği, İmam Nevevî’nin ise imza vermeyi reddettiği anlatılır.

Bunun üzerine sultanın İmam Nevevî’yi huzuruna çağırdığı ve kararını neden desteklemediğini sorduğu rivayet edilir.

İmam Nevevî’nin sultana verdiği cevap, tarih boyunca farklı ifadelerle aktarılmıştır. Bu konuşma özet olarak şöyledir:

“Senin geçmişte malı mülkü olmayan bir köle olduğunu, Allah’ın lütfuyla hükümdarlığa yükseldiğini biliyorum. Şimdi ise yanında çok sayıda köle ve cariye bulunduğu, bunların altın kemerleri ve kıymetli ziynetleri olduğu anlatılıyor. Önce kendi servetini ve çevrendekilerin imkânlarını devletin ihtiyaçları için harca. Kölelerin altın kemerler yerine yün kemerler taksın, cariyelerin ziynetlerini bıraksın. Bunlar yapıldıktan sonra devletin ihtiyacı hâlâ karşılanamıyorsa halktan para alınması meselesini yeniden değerlendirelim.”

Konuşmanın temel mesajı açıktır. Devletin ihtiyacı varsa, yükün ilk önce halka yüklenmesi değil, hükümdarın ve devlet çevresinin kendi imkânlarını nasıl kullandığının sorgulanması gerekir.

Bu yaklaşım, bugün de üzerinde düşünülmesi gereken bir adalet ölçüsünü ortaya koyuyor. Vatandaştan fedakârlık istenirken kamu gücünü kullananların kendi harcamaları, imkânları ve sorumlulukları da sorgulanabilmelidir.

Şam’dan Ayrılış: Geri Adım Atmayan Âlim

İmam Nevevî’nin Sultan Baybars’la yaşadığı anlaşmazlığın yalnızca mektuplarla sınırlı kalmadığı da rivayet edilir.

Bazı anlatılara göre sultan, Nevevî’nin tutumu karşısında öfkelenmiş ve ona Şam’dan ayrılmasını emretmiştir. İmam Nevevî’nin bu emre itaat ederek doğduğu yer olan Neva’ya gittiği aktarılır.

Bu olayla ilgili meşhur rivayette, İmam Nevevî’nin sultanın emri karşısında itaat ettiğini belirttiği; ancak Sultan Baybars Şam’da bulunduğu sürece şehre dönmeyeceğini söylediği anlatılır.

Rivayetin devamına göre bazı âlimler, Nevevî’nin ilmi ve toplumdaki yeri sebebiyle yeniden Şam’a dönmesini istemiştir. Ancak Nevevî’nin, sultan orada bulunduğu sürece dönmeyi kabul etmediği aktarılır.

Bununla birlikte anlatının öne çıkardığı temel husus, Nevevî’nin kendi tutumundan vazgeçmek yerine sonuçlarına katlanmayı göze almasıdır.

Onun için mesele, Şam’da yaşamak veya bir makam sahibi olmak değildi. Asıl mesele, doğru bildiği bir konuda baskı karşısında geri adım atmamak ve vicdanıyla çelişmemekti.

Maaş Meselesi ve Bağımsızlık

İmam Nevevî’nin yöneticiler karşısındaki bağımsızlığıyla ilgili başka anlatılar da vardır. Bunlardan birinde, sultanın mektuplarına karşılık vermeye devam eden Nevevî’nin maaşının kesilmesiyle tehdit edildiği veya böyle bir cezanın düşünüldüğü aktarılır.

Bazı aktarımlarda Nevevî’nin devletten maaş almadığı ve bu sebeple böyle bir tehdidin kendisi üzerinde etkili olamayacağı da belirtilir. Hatta bu tehdidi yapanlara “O babasının gönderdiği kuru ekmekle geçiniyor.” dendiği rivayet edilir.

Bu rivayetin bize düşündürdüğü mesele, bir âlimin veya fikir insanının geçimini ve konumunu korumak uğruna düşüncesinden vazgeçip geçmeyeceğidir.

Bir insanın bağımsızlığı yalnızca yüksek sesle konuşmasıyla ölçülmez. Söylediği sözün bedeli ortaya çıktığında aynı tutumu sürdürebilmesiyle de ölçülür.

Vergiler Kaldırıldı mı?

Nevevî ile Baybars arasındaki vergi meselesinin sonucu hakkında da farklı anlatımlar bulunmaktadır.

Bazı kaynaklarda, Nevevî’nin mektuplarının sultan üzerinde etkili olduğu, yeni vergilerden vazgeçildiği ve toplanan paraların sahiplerine geri verildiği ifade edilir. Başka anlatılarda ise sultanın Nevevî’nin nasihatlerine rağmen vergi toplama kararında ısrar ettiği belirtilir.

Fakat hadisenin tarihî sonucu üzerindeki farklılıklar, temel soruyu ortadan kaldırmaz. Devletin ihtiyacı, halkın hakkını sınırsız biçimde kullanma yetkisi verir mi? Bir kararın uygulanabilir olması, onun adil olduğu anlamına gelir mi?

İşte Nevevî’nin duruşunu önemli kılan da bu sorulara dikkat çekmesidir.

Tarihten Bugüne Süregelen Soru

İmam Nevevî ile Sultan Baybars arasında yaşandığı aktarılan hadiseleri okurken bir tarafı bütünüyle kusursuz, diğer tarafı da yalnızca kötü niyetli göstermek kolaydır. Fakat tarihî olaylardan çıkarılacak ders, bu olmamalıdır.

Sultan Baybars, devletini savaşlar ve askerî tehditler arasında yönetiyordu. İmam Nevevî ise devletin ihtiyaçlarının konuşulduğu yerde bile adaletin ve halkın hakkının unutulmaması gerektiğini hatırlatıyordu.

Bir hükümdarın görevi yalnızca devletin gücünü korumak değildir; o gücü adaletle kullanmaktır. Bir âlimin görevi de yalnızca kitap yazmak ve bilgi aktarmak değildir; gerektiğinde o bilginin gerektirdiği sorumluluğu üstlenmektir.

Bu sebeple İmam Nevevî’nin Sultan Baybars’a karşı duruşu, yalnızca geçmişte yaşanmış bir vergi tartışması olarak görülemez. Aynı zamanda makam, güç, vicdan ve sorumluluk arasındaki ilişkinin de bir sınavıdır.

Yöneticiler eleştiriye tahammül edebiliyor mu? Halktan fedakârlık istenirken yönetenler kendi imkânlarını ve harcamalarını sorguluyor mu? Doğruyu söyleyenler tehdit edildiğinde toplum onların sesini duyuyor mu, yoksa susmalarını mı bekliyor?

Bu sorular yalnızca geçmişin hükümdarlarına değil, her dönemin yöneticilerine ve toplumlarına yöneltilmelidir.

Sultan Baybars’ın elinde devletin gücü, İmam Nevevî’nin elinde ise ilmin ve vicdanın sorumluluğu vardı.

Güç, bir kararı uygulatabilir; fakat o kararı adil kılmaya tek başına yetmez.

Bir hükümdar hakikati söyleyenleri susturabilir fakat hakikatin susturulmasıyla adaletin sağlanamayacağını biliyoruz.

Vesselam…

Hasan Fayda

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

Instagram'da Takip Et
Verified by MonsterInsights