Savaş sofrasındaki meze
Dünya, mazereti bol ama vicdanı yok bir dönemeçten geçiyor. Gazze’deki evlerden, ocaklardan, çocuk parklarından, hastanelerden yükselen feryatları henüz dindirememişken, 28 Şubat 2026 sabahı İran’ın Minab kentinden gelen haberle sarsılmıştı.
Şeceretü’t-Tayyibe Kız İlkokulu… Yaşları 7 ile 12 arasında değişen yaklaşık 170-180 kız çocuğu, ABD’ye ait Tomahawk füzeleriyle hayattan koparılmıştı.
*
İran kendi topraklarını, egemenliğini ve “Sizde var da bende niye olmasın?” diyerek nükleer tesislerini korumaya çalışırken; ABD ve İsrail cephesinde durum çok daha karmaşık bir “güç savaşı”na dönüşmüş durumda.
İsrail için bu bir “varoluş” ve “bölgesel tek güç olma” kavgası. İsrail, İran’ın nükleer kapasitesini kendisi için geri dönülmez bir tehdit olarak görüyor ve bu savaşı, İran rejimini tamamen devirmek ya da en azından nükleer programını iptal ettirmek ya da belki ilkel hale yani geriye götürmek için bir fırsat olarak kullanıyor.
ABD için ise mesele sadece İran değil. Uzmanlar bu savaşı “Adı konmamış bir ABD-Çin savaşı” olarak yorumluyor. İran, Çin’in enerji güvenliği ve başka stratejik planları için kilit bir müttefik. ABD, İran’ı vurarak aslında Çin’in Orta Doğu’daki kollarını kesmeye ve küresel liderliğini, yani kendince “Dünyanın en güçlüsü” imajını tazelemeye çalışıyor. Kısaca bu Pekin-Tahran-Moskova hattını kırma amaçlı derin bir jeopolitik hesaplaşma.
ABD, 170 küçük öğrencinin mezarı başında “teknik hata” açıklamaları yaparken; aslında dünyaya şu siyasi mesajı veriyor: “Benim çıkarlarım söz konusuysa, uluslararası hukuk da insan hakları da sadece kâğıt üzerindeki süslerdir.”
Dünyanın en güçlüsü olduğunu iddia eden ABD, bu sahada nükleer kartını masada tutarak bir “dehşet dengesi” kurmaya çalışıyor. Konvansiyonel silahlarla delemediği İran sığınakları için “düşük etkili” nükleer başlıkları telaffuz etmeye başlaması, insanlığın sonunu getirecek bir çılgınlığın provasıdır.
Bu coğrafya, yeni nesil silahların test sahasına dönüştürüldü. Yapay zekâlı otonom SİHA’lar, hipersonik füzeler ve elektromanyetik silahlar; 170-180 çocuğun parçalanmış bedenleri üzerinden mükemmelleştiriliyor. Batı’nın silah endüstrisi ise sivil ölümlerini birer “istatistiksel veri” olarak raporluyor.
VE YİNE O KAHREDİCİ TABLO…
Altmış küsur Müslüman ülke, bu devasa yangını sadece tribünden izliyor. Kendi iç çekişmelerine gömülmüş, ekonomik bağımlılıklarla elleri bağlanmış liderler; katliamı kınayan üç beş cılız cümleyle günü kurtarmaya çalışıyor. Eğer bu coğrafyanın devletleri, siyasi bir iradeyle cılız değil, fakat güçlü bir iradeyle, bunlara “dur” diyebilseydi; ne Ben-Gvir esirlere idam yasası çıkarmaya cüret edebilirdi ne de Washington’un füzeleri o ilkokulun çatısına inebilirdi.
İsrail, bu sessizliğin verdiği cesaretle vahşette sınır tanımıyor; ABD ise bu dağınıklıktan aldığı güçle nükleer sopasını sallıyor.
Bu hengâmede, taraflara söz geçirip sulhu temin etmezse, Müslüman ülkeleri sayma, insanlığı henüz bitmemiş Avrupa ve medeni ülkeler, bu gidişat pek hayırlı bir gidişat olmasa gerek. El an görünen, İran-ABD-İsrail savaşını kat be kat katlayan bir dünya savaşına evrilme riski… Belki de nükleer faciaların önü açılacak… “Olmaz” diyebilirsiniz, fakat olmayacağını göstermez.
Genel bir nükleer savaş olması, Rusya ve Çin’in doğrudan savaşa girmesi ve bir Dünya Savaşı’nın başlaması olacağından belki geniş çaplı nükleer savaş olmayacaktır. Fakat kulislerde konuşulan ise “Taktik Nükleer Silahlar”la kısmi nükleer savaş…
İran’ın nükleer tesisleri, Fordow ve Natanz yerin onlarca metre altında, dağların içinde korunuyor. ABD, bu sığınakları delmek için konvansiyonel füzelerin yetmediği noktada “düşük etkili” nükleer başlıkları gündeme getirmekte. Ancak böyle bir çatışma bile bölgede yüzyıllarca sürecek bir radyasyon felaketi ve küresel bir facia anlamına gelir.
Elhasıl, öyle ya da böyle bu savaş, maalesef yeni nesil ölüm makinelerinin laboratuvarı haline geldi ki F-35 ve radar görünmezliği sınanmış. ABD, tarihte ilk kez İran’ın S-300 ve yerli sistemlerine karşı F-35 uçaklarını devasa filolar halinde deniyor. Hem İran’ın meşhur “Şahid” dronları hem de ABD’nin yeni nesil otonom vuruş sistemleri ilk kez bu ölçekte karşı karşıya geliyor. İran, “Fettah” gibi ses hızının çok üzerine çıkan füzeleriyle İsrail’in hava savunma sistemlerini aşmaya çalışırken; ABD de kendi karşı önlemlerini gerçek savaş ortamında test ediyor.
*
İran’daki Minab’ın o küçük mezarların üzerine kürek kürek atılan topraklar, sadece İran’ın değil, tüm insanlığın üzerine atılmış birer utanç toprağıdır.
ABD ve İsrail’in sergilediği bu “güç gösterisi”, aslında ahlaki bir iflasın ilanıdır. Onlar teknolojik üstünlüklerini ispatlamaya çalışırken, kendilerinde olmayan, kamuoyundaki vicdani ve ahlaki zemini bir kez daha kaybetmiş durumdalar.
Dünyanın en güçlüsü olmak, en çok çocuğu ya da insanı öldürebilmek ve bunu bir gurur meselesi haline getirmekse, ya da bu cinayetler “stratejik gereklilik” diye izah ediliyorsa bu medeniyet değil, ileri teknolojiyle donatılmış bir caniliktir.
Tarih, Filistin’de Gazze’de evladını son kez koklayan o babayı da, İran’daki o Şeceretü’t-Tayyibe Kız İlkokulundaki 170-180 masumu da, mazlumca katledilen insanları da, onlara sırtını dönen altmış küsur Müslüman ülke’yi de asla unutmayacaktır.
İnsanlık, bir kez daha o küçük mezarların altında kalmış durumda…
“Washington ve Tel Aviv ortaklığıyla kurulan bu savaş sofrasında, egolar tatmin edilip koltuklar sağlamlaştırılırken, masaya konan meze, aslında bu coğrafyadaki sivillerdir ve sivil kanıdır.” dense yanlış olmaz.
Vesselam…
7.4.2026
- KÂBEDE HACILAR - 21.04.2026
- Canlı yayın cinayetler! - 14.04.2026
- Savaş sofrasındaki meze - 07.04.2026
-
KÂBEDE HACILAR
-
Ateş düştüğü yeri yakıyor: Sorumluluk hepimizin
-
Seferihisar’ın rüzgarı Metehan Asar ile dünya sahnesine taşınıyor
-
Seferihisar’da zeytin ağaçlarına uzman dokunuşu
-
İnanç Karabulut: “Kendi insan kaynağımızla dijital devrim yaptık”
-
Eğitimde şiddete hayır: Seferihisar tek ses oldu
YORUM BIRAK
YORUMLAR
HABER LİSTESİ
-
01
KÂBEDE HACILAREğitimci-Yazar Hasan Fayda, okullarda yaşanan şiddet olaylarını ve öğrenci davranışlarındaki bozulmaları ele alıyor. Sorunların sadece “dış güçler” veya maneviyat karşıtlığına bağlanmasının asıl problemleri örttüğünü vurgulayan Fayda , eğitim sistemindeki eksiklikler, aile yapısındaki bozulmalar, siyasetteki sert dil ve medyadaki şiddet içerikli dizilerin gençler üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekiyor. Çözümün, suçu başkasına atmak yerine sosyolojik, psikolojik ve pedagojik analizlerle kendi sorumluluklarımızla yüzleşmekten geçtiğini belirtiyor. -
02
Ateş düştüğü yeri yakıyor: Sorumluluk hepimizinToplumu sarsan acı olayların ardından ebeveynlik sorumluluğuna ve çocuk gelişimindeki kritik sinyallere dikkat çeken Ömer Faruk Kulluk, çözümün ailede başladığını vurguluyor. -
03
Seferihisar’ın rüzgarı Metehan Asar ile dünya sahnesine taşınıyorSeferihisarlı milli yelkenci Metehan Asar, Türkiye Şampiyonası’nda 3. olarak Dünya Şampiyonası’na katılma hakkı kazandı. -
04
Seferihisar’da zeytin ağaçlarına uzman dokunuşuSeferihisar Belediyesi, 22 Nisan’da Orhanlı Mahallesi’nde zeytin ağacı budama ve aşılama atölyesi düzenliyor. Sınırlı kontenjanın bulunduğu eğitim, piknik etkinliği ile sona erecek. -
05
İnanç Karabulut: “Kendi insan kaynağımızla dijital devrim yaptık”Seferihisar Belediye Başkan Yardımcısı İnanç Karabulut, Ankara’da düzenlenen BELFOR’da belediyenin kendi imkanlarıyla geliştirdiği yerli yazılımları tanıttı. eTR ödüllü projelerin mimarı olan Karabulut, bu yazılımları belediye şirketi aracılığıyla diğer yerel yönetimlere de sunarak kamu yararına yeni bir gelir modeli oluşturacaklarını açıkladı.

