Canlı yayın cinayetler!

Eğitimci-Yazar Hasan Fayda, Filistin’de yaşanan “canlı yayın” soykırımına ve bir babanın 3 yaşındaki kızına son vedasına odaklanıyor. Yazıda, İsrail’in idam yasaları, dünyanın sessizliği, Müslüman ülkelerin acizliği ve bu zulmün insanlık üzerindeki derin etkileri güçlü bir dille eleştiriliyor. Zulme karşı direnişin ve ilahi adaletin gücü vurgulanırken, insanlığın vicdan sınavında sınıfta kaldığı belirtiliyor.
Yazılar - 14.04.2026 13:29 A A

İnsanlık tarihinin en karanlık günleri yaşanmakta, evet evet bu çağda… Bugün, tarihin en şeffaf, cümle âlemin gördüğü görmezden geldiği, duyduğu duymazdan geldiği, en “canlı yayın” soykırımına şahitlik ediyoruz. Yıllardır da devam eden canlı yok etme yayını… İran-İsrail-ABD dalaşması gündeme girince o gözlerden kaçırıldı… Fakat durdu mu? Hayır!

ZALİMLERİN ACİZLİĞİ VE BİR BABANIN FERYADI

Bir yanda ilk ve tek olmayan üç yaşındaki evladını son kez koklayan bir babanın feryadı, diğer yanda bu feryadı bir başarı hikâyesi gibi pazarlayan bir canilik… İsrailli yetkililerin “gururla” çıkardığı idam yasaları… Bu korkunun işareti… Öyle ki bu hal ne kadar aciz, ne kadar zavallı olduklarının da ispatı… Zalimler, fani bir bedeni yok edebilir, ama bir babanın evladına bıraktığı o son dokunuşunu nasıl, hangi yasa ile ve hangi güçle silebilir?

Ekranlara yansımıştı o müessif olay kareler… Filistinli bir baba ve minik kızı… Gözlerinizi kapatın ve o anı, bari hayalen yaşayın. Vicdanlar gibi ortalık da toz duman… Mazlumların zorla bindirildiği zulüm ortağı bir infaz aracı… Üç yaşlarında bir kız çocuğu, henüz hayatın en başında, ilk basamağında, hiçbir olayın farkında olmayan masum minik bir fidan… Karşısında 35-40 yaşlarında, ölümü ensesinde hisseden bir baba… İşgalci rejimin “terörist” damgası vurduğu o baba, onu infaza götürmek isteyen aracın açık penceresinden, zorlukla ulaşarak evladını, son bir kez daha hasretle, özlemle kucaklamak, bağrına basmak için çekip alıyor.

Göğsüne bastırıyor. Ciğerlerine o cennet kokusunu doldurup hapsediyor. Belki de bu, toprağın altına götüreceği son koku, son azık… Dünyanın tüm gürültüsü kesiliyor, tankların palet sesleri, zulüm aracının tekerlek sesleri susuyor… Baba, kızını kokluyor… Öyle bir koklayış ki bu; sanki o küçük kızın saçlarındaki kokuyu cennet yolculuğuna azık edecek, sanki o koku onu toprağın sıkıştırmasından koruyacak…

CELLAT İŞTAHI VE VİCDANSIZ SİSTEM

Bu babayı katletmeye, o üç yaşındaki çocuğu da yetim bırakmaya kararlı zalim iradenin işgalci bakanı Itamar Ben-Gvir, bu vahşeti yasallaştırmanın gururuyla kameraların karşısına geçip zulmünü dünyaya ilan ediyor. “Gazze’de taş üstünde taş, gövde üstünde baş bırakmayan zihniyetimiz, şimdi de Filistinli esirler için idam yasasını meclisten geçirdi.” diye maalesef seviniyor…

Itamar Ben-Gvir, bir cellat iştahıyla haykırıyor: “Teröristler geceleri uyuyamıyor!”

Ey zalim bakan, bakanlar! Sizin “terörist” dediğiniz, evladının saçındaki tozları öperek veda eden o babadır. Sizin “uyuyamıyorlar” dediğiniz huzursuzluk değil; bir halkın onurunu, evladına duyduğu aşkı ve vatanına olan bağlılığını idam sehpasıyla korkutabileceğinizi sanma gafletinizdir. Asıl uyuyamayan, üç yaşındaki bir çocuğun bakışlarından korkan, vicdanı çürümüş, mazlumların kanında boğulacak olan sisteminizdir.

DÜNYANIN SESSİZLİĞİ VE BİZİM SINAVIMIZ

Bu trajedi yaşanırken dünya yani dünyalılar, dünyalıklar, yüksek çözünürlüklü ekranlarında uzman görüşlerine “Vay bee!” diyerek bu “yasal katliamı” bir belgesel izler gibi izlemekte. İnsan hakları havarisi kesilenler, mevzu bahis Filistin Gazze özelinde Müslüman kanı olduğunda dillerini yutuyor. Ondan daha da acısı…

Altmış küsur Müslüman ülke. Milyarlarca nüfus, devasa ekonomiler ve uçsuz bucaksız ordular. Ama meydanda yankılanan tek şey kahredici, zillet dolu bir sessizlik. Bu coğrafyanın liderleri el ele verip bir kez “Dur!” dese, bu zulmün ateşi sönecek. Eğer bu ümmet hep birlikte bir kez tükürse, İsrail o tükürükte boğulacak. Ancak yetkililer ya sessiz ya da diplomatik nezaket masallarıyla çaresizliğe kılıf uyduruyor. Yetkililer koltuklarında sessiz, belki de dünyalık konforlarına halel gelmemesi için pasif durumdalar.

O babanın kızını koklayıp öptüğü o saniyeler, aslında tüm insanlığın insanlığına veda busesiydi. Araç hareket ederken babanın elleri kızının parmaklarından kaydı. O minik el havada asılı kaldı. Bu kare aslında hepimizin haysiyetinin imtihanıydı ve biz o küçük kızın elini tutmayarak sınavda, sınıfta kaldık. İnsanlığı bitmiş dünya ise bu zulme her zaman olduğu gibi sadece baktı.

DİRENİŞ NİŞANESİ VE TARİHİN HÜKMÜ

İnsanları idama götürenler oralarda idam sehpalarını kuranlar, sadece fiziki bedenleri yok ederler. Ama o babanın ciğerlerine çektiği o son koklayışı, son sarılışı bir halkın direniş nişanesi olarak tarihin kalbine kazındı. İsrail zulümde sınır tanımıyor; ne hukuku biliyor ne de ahlakı… Onlar için üç yaşındaki bir çocuğun babasız kalması, sadece bir güvenlik prosedürüymüş. Zalimler silahlarıyla, son model zulümleriyle övünebilir, geçirdikleri idam yasalarıyla gurur duyabilirler. Ama şunu bilmeliler ki; evladının kokusunu ciğerine çekmiş bir babanın sessizce âlemlerin Rabbine gönderdiği samimi duası, en gelişmiş füze sistemlerinden daha güçlüdür.

Ben-Gvir ve yandaşları zulümlerini kutlayadursun; tarih, evladını son kez koklayan o babanın gözyaşlarının boğacağı zalimleri ve ortaklarını asla affetmeyecek. Tarih, bu vahşeti alkışlayanları değil; o küçük kızın babasına uzanan o minicik ellerini ve o elleri tutamayan bizlerin utancını yazacak. Ve idam edilen sadece o Filistinli babalar, analar, kardeşler değil… Asıl idam edilen; merhametimiz, vicdanımız ve insan olma iddiamızdır…

Yazıklar olsun bu yasaya, yazıklar olsun bu sessizliğe! Affet bizi çocuk; biz dünyayı senin gülüşüne sığdıramadık…

Vesselam…

Hasan Fayda
Hasan Fayda tarafından gönderilen son gönderiler (Tümüne gözat)
Bizi takip edin
Yazılar - 13:29 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.

HABER LİSTESİ

Instagram'da Takip Et
Verified by MonsterInsights