KÂBEDE HACILAR
Geçtiğimiz günlerde bir “Hoca”nın okullardaki öğrenci olaylarını yorumlarken kullandığı ifadeler dikkatimi çekti. Siyasilere teşekkür ediyor ve özetle mealen şöyle diyordu: “Okullarda Kâbe’de hacılar diye ilahiler söyleniyordu, bunu hazmedemeyen ‘gâvurlar’ düğmeye bastı ve okulları karıştırdı.” “Hoca” böyle derken vatandaşın biri de mescit ya da cami gibi bir ortamdan öğrencilerin okul formalarıyla cemaat halindeki namaz kılmalarını gösteren bir video paylaşarak “İşte bu durumdan rahatsızlar!” diyordu.
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okul baskınlarına bu bakış açısı ne kadar doğru? Elbette bu coğrafyanın üzerinde hesapları olan dış odakların varlığı bir realite olabilir; ancak eğitim sisteminden toplumsal huzura kadar her sarsıntıyı sadece “dış güçlerin maneviyat hazımsızlığı”na bağlamak, asıl sorunlarımızın üzerini dev bir örtüyle kapatmaktan başka bir işe maalesef ki yaramaz.
SORUN SADECE “DIŞARIDA” MI?
Eğer bir okulda bir şekilde şiddet varsa, eğitim yuvaları birer “karışıklık” merkezine dönüşmüşse; burada biraz durup aynaya bakmamız gerekmez mi? Meseleyi sadece “Gâvurlar istemiyor, rahatsızlar!” parantezine aldığımızda basitçe eğitim sistemi, öğretmen ve okul iklimi ile ilgili, psikolojik ve ailevi faktörler ile ilgili, ekonomik ve siyasal gerginlikler ile ilgili, medya ve diziler ile ilgili en azından şu hayati soruları sormayı bırakıriz: Müfredatımız gencin merakını ve enerjisini doğru yere kanalize edebiliyor mu, yoksa onları sadece bir sınav yarışına mı hapsediyor? Öğretmenin itibarsızlaştırıldığı, okulun sadece dört duvardan ibaret kaldığı, eğitimin sadece “test çözmeye” indirgendiği bir iklimde, huzuru sadece ilahi söyleyerek tesis edebilir miyiz ya da eğitim sisteminde huzuru sadece dış odakların bozduğunu söylemek ne kadar gerçekçi?
Dağılmış aileler, sevgi açlığı çeken çocuklar ve dijital dünyanın yalnızlaştırdığı bireyler gerçeğini nereye koyacağız? Büyüklerin dünyasındaki kutuplaşmanın, okul koridorlarına yansımadığını düşünmek saflık değil midir? Siyasetin sert dili, ayrıştırmacı, ötekileştirici dili, siyaset hukuk arasındaki olumsuz ilişkilerden kaynaklı hakkaniyete uygun olmayan durumlar, okullardaki bu menfur olaylardan bağımsız mı? Akşam kuşağında şiddeti kutsayan, mafyatik ilişkileri “delikanlılık” diye sunan, silahların susmadığı, “güçlü olanın haklı olduğu” dizileri izleyen gencin okulda barışçıl olmasını beklemek ne kadar gerçekçi?
Bir okulda şiddet varsa, bunun nedenleri bir ağacın kökleri gibi çok kolludur. Sosyolojik ve psikolojik bir vaka, sadece teolojik bir dille açıklanabilir mi? Bir siyasetçinin, elinde silah tutan, kanun tanımayan dizi karakterlerini veya o karakteri oynayan oyuncuları tebrik edip onları övmesi, genç dimağlara “Eğer yeterince güçlü ve ‘delikanlı’ olursan, kuralları çiğnemen seni değersiz değil, aksine taltif edilen biri yapar.” mesajını verir. Okul koridorlarında çeteleşen gençler, aslında o alkışlanan karakterlerin birer prototipi değil mi?
Eğitimin temel amacı bireye hukuku, nezaketi ve liyakati öğretmektir. Ancak gerçek dünyada kaba kuvvetin ve mafyatik ilişkilerin en üst düzeyde kabul gördüğünü gören öğrenci, öğretmenlerin anlattığı “erdemli toplum” dersini bir masal olarak dinler, geçer. Bir yandan dindar nesil olsun denilip okul bahçelerinde görsel kompozisyonlar oluşturulurken, diğer yandan şiddeti kutsayan dizilere ve karakterlerine “büyüklerin” övgüler yapması, genci zihnen ahlaki bir ikilemle karşı karşıya bırakır ve nefsine hoş gelene meyleder.
O zaman “Kâbe’de hacılar”ı söylerken, teneffüste o mafya dizisindeki raconları taklit ediyorsa, burada bir manevi eğitimden değil, belki sadece şekilcilikten bahsedilebilir. Okulların kapısına “Edep yâ hu!” yazıp, içeriye giren çocuğun cebine “racon kesen” dizi karakterlerinin hayalini koyan bir sistem başarılı olamaz. Siyasilerin mafya karakterlerine gösterdiği taltif, öğretmenin sınıfta vermeye çalıştığı sevgi ve saygı dersini tek hamlede yıkan bir haldir.
“Gâvurlar bizi karıştırıyor.” demeden önce, devletin en üst kademelerinden mahalledeki kahvehaneye kadar şiddetin nasıl estetize edildiğine bakmak hayati önemdedir. Öğrenciler ve yetişmekte olan nesil, büyüklerin sadece “ne dediğine” değil, “ne yaptığına”, “neye alkış tuttuğuna” bakar.
“Gâvurlar yapıyor!” demek bir çözüm değil, bir avunmadır; suçu başkasına attığınızda, sizin yapmanız gereken hiçbir şey kalmamış olur. Oysa çözüm; sosyolojiden psikolojiye, pedagojiden ekonomi politikalarına kadar her alanı masaya yatırmaktan geçer. Gençlerin savrulmasını sadece “manevi eğitimden rahatsız olanların komplosu” olarak okumak, o gençlerin yaşadığı kimlik krizlerini, gelecek kaygılarını ve sosyal adaletsizlik duygularını görmezden gelmektir. Topu taca atıp “Gâvurlar rahatsız oluyor!” dediğinizde, sorunlar çözülmüyor; üzerleri örtülüp erteleniyor.
Dışarıdaki düşmandan önce, içerideki “ihmal” bizi bitirir. Gençliği kurtarmak istiyorsak, onları sloganların ötesinde, gerçek hayatın sorunlarıyla başa çıkabilecek donanımda bir eğitimle buluşturmalıyız. Faturayı sadece “dış mihraklar”a kesmek, kendi sorumluluklarımızı yapmadığımızın itirafıdır. Mezkûr sorunları en ince detayına kadar tahlil edip; “Biz nerede hata yaptık?” diyebilmek gerekir. Aksi takdirde, hayatın gerçekleri silindir gibi üzerimizden geçmeye devam eder.
Vesselam…
- KÂBEDE HACILAR - 21.04.2026
- Canlı yayın cinayetler! - 14.04.2026
- Savaş sofrasındaki meze - 07.04.2026
-
KÂBEDE HACILAR
-
Ateş düştüğü yeri yakıyor: Sorumluluk hepimizin
-
Seferihisar’ın rüzgarı Metehan Asar ile dünya sahnesine taşınıyor
-
Seferihisar’da zeytin ağaçlarına uzman dokunuşu
-
İnanç Karabulut: “Kendi insan kaynağımızla dijital devrim yaptık”
-
Eğitimde şiddete hayır: Seferihisar tek ses oldu
YORUM BIRAK
YORUMLAR
HABER LİSTESİ
-
01
KÂBEDE HACILAREğitimci-Yazar Hasan Fayda, okullarda yaşanan şiddet olaylarını ve öğrenci davranışlarındaki bozulmaları ele alıyor. Sorunların sadece “dış güçler” veya maneviyat karşıtlığına bağlanmasının asıl problemleri örttüğünü vurgulayan Fayda , eğitim sistemindeki eksiklikler, aile yapısındaki bozulmalar, siyasetteki sert dil ve medyadaki şiddet içerikli dizilerin gençler üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekiyor. Çözümün, suçu başkasına atmak yerine sosyolojik, psikolojik ve pedagojik analizlerle kendi sorumluluklarımızla yüzleşmekten geçtiğini belirtiyor. -
02
Ateş düştüğü yeri yakıyor: Sorumluluk hepimizinToplumu sarsan acı olayların ardından ebeveynlik sorumluluğuna ve çocuk gelişimindeki kritik sinyallere dikkat çeken Ömer Faruk Kulluk, çözümün ailede başladığını vurguluyor. -
03
Seferihisar’ın rüzgarı Metehan Asar ile dünya sahnesine taşınıyorSeferihisarlı milli yelkenci Metehan Asar, Türkiye Şampiyonası’nda 3. olarak Dünya Şampiyonası’na katılma hakkı kazandı. -
04
Seferihisar’da zeytin ağaçlarına uzman dokunuşuSeferihisar Belediyesi, 22 Nisan’da Orhanlı Mahallesi’nde zeytin ağacı budama ve aşılama atölyesi düzenliyor. Sınırlı kontenjanın bulunduğu eğitim, piknik etkinliği ile sona erecek. -
05
İnanç Karabulut: “Kendi insan kaynağımızla dijital devrim yaptık”Seferihisar Belediye Başkan Yardımcısı İnanç Karabulut, Ankara’da düzenlenen BELFOR’da belediyenin kendi imkanlarıyla geliştirdiği yerli yazılımları tanıttı. eTR ödüllü projelerin mimarı olan Karabulut, bu yazılımları belediye şirketi aracılığıyla diğer yerel yönetimlere de sunarak kamu yararına yeni bir gelir modeli oluşturacaklarını açıkladı.

