Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Hasan Fayda
Hasan Fayda

Fon tartışmaları üzerine bir bakış

Toplumsal hayatın en kılcal damarlarını besleyen, bir arada yaşama irademizi ayakta tutan yegâne harçtır güven. Eskilerin o sarsılmaz düsturuyla söylersek: “İtimat bir kez yıkıldı mı, geriye sadece enkaz kalır.”

Günlerdir ülkenin gündemini işgal eden fon tartışmaları ve bu süreçte havada uçuşan iddialar, tam da bu enkazın üzerinde tepiniyormuşuz hissi veriyor bize. Ortada hukuki ve mali bir soruşturmadan çok daha fazlası var; derin, sinsi ve kronikleşmiş bir ahlaki çürüme tablosuyla karşı karşıyayız.

Hani derler ya, “Ava giderken avlanmak” diye… Tam da bu durumun içindeyiz. Yalanın, kurnazlığın ve desisenin üzerine bina edilen her strateji, günün birinde sahibini vurmaya mahkûmdur. Çünkü bir kere yalana bulaşan, o bataklığın çekim gücünden bir daha kurtulamaz. Skandal fonu etrafında örülen örümcek ağı da bu kuralı istisnasız işletiyor. Piyasaya sürülen belgelerin hangisi hakikat, hangisi bilinçli birer spekülasyon; kimin eli kimin cebinde belli değil. Bilgi kirliliği, bu düzenin en karlı ticareti haline gelmiş durumda. Bir belge birileri tarafından birilerine ulaştırılıyor; bazen gerçekçi bir temel taşıyor gibi gösteriliyor, bazen de tamamen kurgusal bir spekülasyon olarak piyasaya sürülüyor.

Peki, bu kirli sofrada adalet ve vicdan nerede duruyor? Maalesef evrensel ilkeler yine bir köşeye atılmış vaziyette. İşin içine güç girdiğinde, vicdanlar kilitleniyor. Suçlu olan taraf güçlü, imtiyazlı veya arkası sağlam biriyse, medyanın kalemi kırılıyor, sesler kesiliyor, herkes üç maymunu oynuyor ve yazmaktan korkuyor. Hedefteki kişi güçsüzse ya da bir şekilde düşmeye görsün; işte o zaman gelenekselleşmiş “vurun abalıya” haykırışları ortalığı çınlatıyor. Hak, hukuk gözetmeksizin herkes o kurbanın üzerine yükleniyor. İşin daha da acısı, bu linç kültürünün arkasında yatan asıl motivasyonun adalet arayışı değil; kıskançlık, çekememezlik ve bazı beklenti motivasyonlarıyla hesaplaşma hırsı olmasıdır.

Siyasetin Sorumluluğu ve Muhalefetin Düştüğü Tonga

İşte en büyük hayal kırıklığı ve kördüğüm de tam bu noktada, yani siyasetin ve özellikle muhalefetin durduğu yerde başlıyor. Gerçek bir muhalefet ne demektir? Muhalefet demek; memleketin hakkını, hukukunu ve vatandaşın menfaatini korurken aktif rol alması, iktidarın doğrularına da hakkaniyetle destek vermesi demektir. Bunu yaparken iktidarın rüzgârına kapılmadan, onun dümen suyunda kaybolup gitmeden, omurgalı ve bağımsız bir çizgi izlemesi gerekir.

Lakin bu skandal fonunda muhalefet başlangıçta işe yön verir gibi görünürken, teyit edilmemiş sahte belgelerle ve bunların Meclis kürsüsüne amatörce taşınmasıyla büyük bir tongaya düşmüştür. Sırf bazı isim benzerliklerine kanarak temelsiz iddiaları ortaya atmak, en büyük basiretsizliktir. Ortaya atılan bu tür karmaşalar ve asılsız iddialar, esas foncuların ekmeğine yağ sürmekte, ortalığı bulandırarak asıl suçluların ve sorumluların gözlerden ırak olmasını sağlamaktadır.

Tam da bu noktada, toplumun vicdanını sarsan ve insanların aklına gelen şu soru zihinleri kurcalamaktadır: Acaba muhalefet bu kirliliği ya da tongaya düşme durumlarını kasten mi yapıyor? Saf bir basiretsizliğin ötesinde, bu hataların ardında başka hesapların olup olmadığı sorusu, vatandaşın siyaset kurumuna olan inancını en çok yaralayan kuşkuların başında gelmektedir. Muhatapları bu yalan belgeleri kolayca çürüttüğünde, muhalefetin güvenilirliği yerle bir olmakta; bu durum derin bir acziyet ve yönlendirilmişlik işareti olarak okunmaktadır.

Mevzuat Kalkanı ve Vicdan Muhasebesi

Bunca ahlak dışı durum ortadayken, madalyonun bir de pek konuşulmayan yüzü var. Ülkenin asıl gündemi gerçekten yüzbinlerce insanın fon skandalıyla paralarının çalınması mı, yoksa bu işe kârı zararı bilerek, bile isteye girenlerin durumu mu? Evet, bir ihtimal oyuna getirilmiş olabilirler; fakat yapılan işlemler “kanunlara uygun” denilerek geçiştirilemez. İtirazları mahkemeler tarafsızca ve adil olarak değerlendirmelidir. Hepsi milyonlar kazansaydı bu yaygara kopacak mıydı? İşin bir de bu tarafı var ve bunların hepsi birlikte değerlendirilmelidir.

Dahası, “Fon vurgunu yapan getirsin vurgun parasını ya da iki katını iade etsin” demek başlı başına bir tezat değil midir? “Yüksek bir getiri elde ettiğini düşünen varsa bunu kendi vicdanında tartsın; bunun haksız veya gayrimeşru olduğunu düşünüyorsa da gelsin parayı iade etsin.” yaklaşımı hukuken kabul edilebilir mi? İşlemlerin hepsi mevzuata uygunsa, madem özel bilgi alınmadı ve usulsüzlük yapılmadı, o halde insanın tamamen yasal olduğunu iddia ettiği bir kazancı iade etmeye kalkışması hangi vicdani ya da mantıki muhasebenin sonucudur? Parayı iade etmek, örtülü bir suçluluk psikolojisinin itirafı değil midir?

Bu skandal fonlarında bazıları maşallah pek kuvvetli hislere sahip! Hisseyi alacağı, satacağı, piyasanın ne zaman ters döneceğini adeta önceden hissediyorlar. Zarar açıklayan bir şirketin ilerleyen günlerde yükseleceğini hissedip oraya devasa servetler yatırıyorlar. Nisan’da alıp, Ağustos ve Eylül’de satarak elde edilen kârı başka bir fona aktarıp çifte kazanç elde ediyorlar. Sonra da çıkıp “her şey mevzuata uygun” diyorlar. Ortada yalnızca sıradan bir piyasa işlemi değil, apaçık bir vurgunculuk şüphesi varken “mevzuat” kalkanına sığınmak ne kadar inandırıcıdır?

Bu çarpıklığa yükselen itirazlar tablonun vahametini gözler önüne seriyor. Nitekim CHP’li Gökhan Günaydın, parayı iade ederek cezadan kurtulmaya çalışılmasını sert bir dille eleştirerek: “Götürdüğü parayı aynen iade edince tüm soruşturmalardan muaf mı olacak? Aklınız gerçekten bu kadar basit mi çalışıyor? Vatandaşın peşini bırakacağını mı sanıyorsunuz?” diyerek tepkisini dile getirdi.

AKP eski milletvekili Şamil Tayyar da paranın “mevduat faiziyle” iade edilmesine gönderme yaparak: “İade edilen para suç geliriyse iade kararı sizi kurtarır mı? Hani faiz haramdı?” diyerek olayın vicdani, dini ve hukuki boyutunu sorguladı.

“Lekelenmeme Hakkı” mı, Sorumluluktan Kaçış mı?

Süreçteki çelişkiler bunlarla da sınırlı değil. Meclis Başkanvekili beyefendi, araştırma önergesi reddedilince “Bu milletin parasını kim çalmışsa, kim çalışmasına vesile olmuşsa şerefsizdir, adidir, namussuzdur!” diye haykırıyor. Ne kadar garip değil mi? Peki, kimmiş bu bahsi geçen 214 kişi? Aklımıza gelen bu meşru soruya Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz verdiği son derece manidar cevapla, “Lekelenmeme hakkı nedeniyle isimleri açıklamıyoruz.” diyor. Sanki bu durum gerçekten memleket sathında cariymiş gibi.

Siyasette ve kamuda temsil makamında oturanlara, bu skandallara adı karışanlara açıkça sormak gerekir. Nitekim AKP’li Bülent Bey de bu çelişkiye parmak basarak: “Çok seviyorsak parayı, bırakalım ilgili görevleri! Borsa mı oynanıyor, dava mı alınıyor, hangi meslek yapılıyorsa yapılsın; ama hem devlette olup hem ticaret yapıp hem genel merkezde bulunup hem de para kazanmak olmaz!” diyerek tabloyu özetliyor.

 

Asıl Gündemimiz Nerede?

Tüm bu gürültüler sürerken; vatandaşın dayanılmaz ekonomik sıkıntıları, adalet arayışındaki çaresizlikleri, memleketin eğitim sistemindeki kronik dertler, okul güvenliği, akademik başarılar, işsizlik, gençlerin geleceği ve tırmanan enflasyon gibi hayati başlıklar hiç ama hiç gündeme getirilmemektedir. Ülkenin çözülmesi gereken koca koca dertleri varken, tüm enerjimizi bu ucuz kumpaslara, kurgusal gündemlere, hırslara ve kaprislere harcıyoruz. Yaprak kıpırdasa haberi olması gereken odakların bu yapay girdaplarda kaybolması büyük bir basiretsizliktir. Yazık değil mi bu ülkenin zamanına, enerjisine ve geleceğine?

Esen rüzgâra göre yön değiştiren bir etik anlayışı, “bana helal sana haram” ikiyüzlülüğü, “ben yaparsam haklıyım, sen yaparsan haksızsın” bağnazlığı veya günü kurtarmaya yönelik sorumsuz bir siyaset tarzı kabul edilemez. Hakikat korunmadıkça, vicdanlar bu hesaplaşma hırslarından arındırılmadıkça ve muhalefet kendi iç çekişmelerinden kurtulup gerçek anlamda nitelikli, kuşkucu bir denetim mekanizması kurmadıkça bu çark böyle dönmeye, vatandaşı da ezmeye devam edecektir.

Unutmayalım ki bir kez yıkılan güven, bir kez kirlenen vicdan ve iğdiş edilen adalet, hak, hakikat duygusu o kadar kolay onarılmaz. Hem iktidarın hem de muhalefetin bu kirli hali, mülevves dili, ucuz hesapları ve basiretsizliği elinin tersiyle iten erdemli, ilkeli ve kuşkucu bir duruşu kuşanmasına acilen ihtiyaç vardır.

Vesselam…

Hasan Fayda

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

Instagram'da Takip Et
Verified by MonsterInsights