Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Hasan Fayda
Hasan Fayda

Minberden Meclise Adalet ve Güven Krizi

Bugün Türkiye’nin dört bir yanında, sokaktan cami kürsülerine, siyaset kulislerinden sosyal medyanın en ücra köşelerine kadar konuşulan bir gerçek “Fon skandalı”. Toplumun sırtındaki ekonomik yük her geçen gün ağırlaşırken, birilerinin kuralına göre oynamadığı, milyarların havada uçuştuğu ve adeta “çağdaş bir soygun” olarak nitelendirilen bu düzen, artık halının altına süpürülemeyecek kadar büyüdü.

Olayın boyutu ne kadar büyükse, toplumdaki infial de o kadar derin olur. Sesler yalnızca muhalefetten veya parasını kaybeden mağdurlardan yükselmiyor. Bir caminin minberinden, eski milletvekillerinden, iktidar mensuplarından ve eski bakanlardan farklı tepkiler geliyor. Bugün gündemdeki fon skandalı, yalnızca paraların kimler tarafından nasıl kazanıldığına ilişkin bir soruşturma olmaktan çıktı. Toplumun farklı kesimlerinden yükselen tepkiler, meselenin ekonomik boyutunu aşarak ahlaki, siyasi ve hukuki bir güven krizine dönüştüğünü gösteriyor. Herkes başka bir noktaya dikkat çekiyor; fakat hepsinin buluştuğu yer aynı: Hesap verilebilirlik ve adalet!

Nitekim Adana’da bir camide imam olarak görev yapan Mustafa İslam, vaazında tam da bu vicdani kırılmaya parmak basıyordu.

 

Minberden Yükselen Vicdanın Sesi

Adana’da imam olarak görev yapan Mustafa İslam’ın vaazında kullandığı sözler, meselenin ahlaki boyutunu çarpıcı biçimde ortaya koyuyor: “Borsalarla, fonlarla, şunlarla, bunlarla hırsızlar peydahlandı aziz kardeşlerim… Milyarlarca parayı alıp götürüyorlar. O paraları dürüm yapsalar, sadece para yeseler bir ömür boyu vallahi bitiremezler.” Ardından şu ifadeleri kullanıyor: “Onlar öyle eşkıyalar ki artık dağlarda değiller; sokaklardalar, caddelerdeler, çarşıdalar. Vallahi Mekke’deler, vallahi Medine’deler, vallahi camideler, vallahi saftalar. Sizinle omuz omuza secdedeler.”

Bu sözler, sıradan bir ekonomik eleştirinin ötesinde, toplumun ahlaki ölçülerine yöneltilmiş bir uyarı niteliğinde. İmam, haksız kazanç meselesini inanç ve vicdan üzerinden sorguluyor.

Bir tarafta emekli maaşıyla geçinmeye çalışan, iki litre yağ alabilmek için saatlerce bekleyen insanlar; diğer tarafta milyarlarca liralık kazançların konuşulduğu bir tablo… İşte toplumun vicdanını yaralayan asıl çelişki burada. İnsanlar yalnızca kaybettikleri paraya değil, emeklerinin ve alın terlerinin değersizleştiği duygusuna da tepki gösteriyor.

 

Siyasetten Yükselen Ses: Gerçekler Açıklansın!

İmamın ahlaki tepkisinin ardından siyasetin içinden gelen açıklamalar, meselenin başka bir boyutunu gündeme taşıyor.

AKP eski milletvekili Şamil Tayyar, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü fon soruşturmasına ilişkin X hesabından yaptığı açıklamada, 100 milyon liranın üzerinde kazanç sağladığı belirtilen 141 gerçek kişi ve 73 tüzel kişinin tespit edildiğini, toplam 187 milyar 653 milyon liralık kazanç listesinin kayıtlara girdiğini belirtti.

Tayyar, bazı milletvekilleri, yüksek yargı üyeleri ve mülki idare amirleri hakkında sürekli söylentiler dolaştığına dikkat çekerek listenin açıklanmasını istedi. Özellikle şu cümlesi dikkat çekiciydi: “Testiyi kıranla taşıyan aynı torbaya konmasın.”

Bu açıklama, yalnızca rakamların değil, şeffaflığın da önemini ortaya koyuyor. Çünkü belirsizlik uzadıkça söylentiler çoğalıyor; gerçek sorumlularla haksız yere suçlananlar birbirine karışıyor. Kamuoyunun isim listelerinden ve kulaktan dolma bilgilerden değil, hukuki dayanağı bulunan somut açıklamalardan haberdar edilmeye ihtiyacı var.

 

İktidarın İçindeki Tartışma

Fon skandalına ilişkin bir başka dikkat çekici tepki AKP’li Savcı Sayan’ın X hesabından geldi. “Çok Acil” diyen Sayan, “Sayın Cumhurbaşkanım, elinizi çabuk tutun. Fon skandalının çözülmesini istemeyen ihanet şebekesi süreci bilerek geciktiriyor. Amaçları paraları geri vermemek, zaman kazanmak ve delilleri karartmak. Bu şebekeye fırsat vermeyin. Çözüm belli: Parayı kim götürdüyse ondan alınsın, fon mağdurlarına kuruşu kuruşuna dağıtılsın. Sayın Cumhurbaşkanım, mağdurlar sizden acil çözüm bekliyor. Bu millet size çok güveniyor.”

Bu paylaşımlar iktidar cephesinde de farklı tepkilere neden oldu. AKP MKYK Üyesi Mücahit Yanılmaz, Savcı Sayan’a sert çıkarak şu eleştiride bulunmuştu: “Sayın Savcı Sayan, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan fon kriziyle ilgili: “Tıpkı bir cerrah titizliğiyle operasyonu yürütüyoruz.” derken siz, paylaşımlarınızla yaş kuru demeden her tarafı yakıp yıkıyorsunuz. Züccaciye mağazasından bir su bardağı almak isteyen birinin mağazada bulunan her şeyi kırıp dökmesi gibi. Paylaşımlarınızla kimleri sevindiriyor, kimleri üzüyorsun, farkında mısın? Cumhurbaşkanımızın bu olayın üzerine bir cerrah titizliğiyle gideceğine inanmıyor musun?” sözleriyle Sayan’ı eleştirdi. Paylaşımlarının ayrım gözetmeden herkesi hedef aldığını savundu.

Böylece tartışma, mağdurların ve kamuoyunun tepkisini aşarak iktidar çevresindeki farklı yaklaşımları da görünür hâle getirdi. Bir tarafta sürecin hızlandırılmasını isteyenler, diğer tarafta operasyonun titizlikle yürütülmesi gerektiğini savunanlar var.

Ancak burada önemli olan, kimin kimi eleştirdiğinden çok, soruşturmanın hangi sonuçları ortaya çıkaracağıdır. Siyasi tartışmalar uzarken mağduriyetler de belirsizlik içinde beklemeye devam ediyor.

 

Siyasi Açıklamalar, Hukuki Gerçeklerin Yerini Tutmaz

Eski Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın, “Fon skandalı 17-25 Aralık’ın ikinci versiyonudur. Düğmeye Tel Aviv’den basıldı.” açıklaması ise tartışmaya farklı bir siyasi boyut ekledi.

Bu değerlendirme, olayın uluslararası bağlantıları bulunduğu yönündeki siyasi yaklaşımı yansıtıyor. Ancak bu tür iddiaların da somut delillerle ortaya konulması gerekir. Siyasi açıklamalar soruşturmanın, delillerin ve hukuki hesaplaşmanın yerini alamaz.

 

Asıl Kayıp: Adalete Duyulan Güven

Bütün bu tepkileri bir arada değerlendirdiğimizde, fon skandalının neden sıradan bir ekonomik olay olarak görülemediği daha iyi anlaşılıyor.

Emekli geçinemiyor, çalışan maaşıyla ay sonunu getiremiyor. Vatandaş temel ihtiyaçlarını karşılamak için hesap yaparken milyarlarca liralık kazançlar ve mağduriyetler konuşuluyor.

İnsanların zihninde haklı sorular oluşuyor: Bu paralar nasıl kazanıldı? Kimler kazandı, kimler kaybetti? Sorumlular kimler? Mağdurların paraları geri alınabilecek mi? Hukuk herkes için eşit işleyecek mi?

İşte asıl mesele bu soruların cevabında düğümleniyor. Bir toplumda ekonomik mağduriyetler yaşanabilir. Fakat vatandaş, hukuk karşısında güçlülerin korunabileceğini, makam ve yakınlık ilişkilerinin adaletin önüne geçebileceğini düşünmeye başlarsa ekonomik kriz çok daha derin bir güven krizine dönüşür.

Güven kaybı önce vatandaşla kurumlar arasındaki bağı zayıflatır, ardından toplumsal dayanışmayı aşındırır. Söylentiler gerçeklerin önüne geçer, öfke sağduyuyu bastırır. Böyle bir ortam, toplumdaki haklı tepkiyi istismar etmek isteyen çevrelere de fırsat verir. İnsanların provoke edilerek hukuka aykırı davranışlara sürüklenmesi ihtimali göz ardı edilmemelidir.

Bu nedenle yetkililerin zaman kaybetmeden harekete geçmesi gerekiyor. Soruşturmalar tarafsız hukuk, adalet kuralları çerçevesinde kamuoyu bilgilendirilmeli, şüpheli kazançlar hukuki yollarla incelenmeli, mağdurların hakları teslim edilmelidir.

Ne siyasi yakınlık ne makam ne de nüfuz kimseye dokunulmazlık sağlamamalıdır. Ancak somut delil bulunmadan hiç kimse de suçlu ilan edilmemelidir. Adalet, suçlunun cezasız kalmamasını olduğu kadar masumun haksız yere suçlanmamasını da gerektirir.

Bugün bir camide imamın yükselttiği ses, eski bir milletvekilinin şeffaflık talebi, iktidar mensuplarının birbirlerine yönelttiği eleştiriler ve mağdurların çığlığı birbirinden farklı tepkiler olsa da aynı toplumsal rahatsızlığın işaretidir.

Bu sesleri sıradan siyasi tartışmalar olarak görmek büyük bir yanılgı olur. Çünkü mesele artık partilerden, isimlerden ve siyasi aidiyetlerden çok daha büyüktür. Mesele, vatandaşın hukuk karşısında kendisini güvende hissedip hissetmediğidir.

Bir ülkede insanlar paralarını kaybedebilir. Peki ya adalete olan inançlarını da kaybederlerse geriye ne kalır? Milyarlarca lira kaybedilmiş olabilir. Fakat asıl kayıp, vatandaşın adaletin herkese eşit uygulanacağına dair inancıdır. Kaybedilen para geri kazanılabilir; kaybedilen güveni yeniden inşa etmek ise çok daha zordur.

Vesselam…

 

Hasan Fayda

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

Instagram'da Takip Et
Verified by MonsterInsights