Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Hasan Fayda
Hasan Fayda

Ağlayanın Malı Gülene Yarar mı?

Futbolda taraftarın beklentisi bellidir. Maç dürüstçe oynansın. Yatırımcının beklentisi de farklı değildir. Kurallar işlesin, bilgiler şeffaf olsun, denetim görevini yapsın.

İnsanların güveni, çıkar sağlamak amacıyla bilinçli biçimde istismar ediliyorsa artık sıradan bir kayıptan değil, ciddi bir sorumluluk meselesinden söz ediyoruz.

Fon soruşturmasında da sorulması gereken yalnızca “Kim ne kadar kazandı?” değildir. O kazanç hangi işlemlerle elde edildi? Kim hangi bilgiye sahipti? Birileri diğer yatırımcılardan önce neye göre niçin hareket etti? Fonların ve şirketlerin ilişkileri şeffaf mıydı? Denetim mekanizmaları görevini yaptı mı?

Bunlar söylentiyle cevaplanacak sorular değil; belgelerle, işlem kayıtlarıyla ve bağımsız bir soruşturmayla aydınlatılması gereken meselelerdir.

Ancak bir gerçek var ki bir finans piyasasında güven sarsıldığında kaybeden yalnızca parasını yatıran kişi olmaz. Kurumların itibarı, piyasanın güvenilirliği ve ülkenin ekonomik algısı da bundan çok fazla etkilenir.

 “Mesele 100 milyon değil, kandırılmış olmak!”

Eski Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Mustafa Aksu, fon vurgununun gündeme geldiği dönemde yaklaşık 100 milyon lirasının sistemde kaldığını belirterek, “Çok rahatsızım, sinirliyim, rencide oldum. Mesele 100 milyon değil, kandırılmış olmak.” dedi.

Ardından gelen haber ise tartışmayı farklı boyuta taşıdı. Aksu, aynı fon soruşturması kapsamında tutuklandı. Hakkında dolandırıcılık, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma ve suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçlamalarının bulunduğu medyada yer aldı.

Bir kişi kendisini kandırılmış olarak anlatırken, nasıl oluyor da daha sonra aynı soruşturmanın şüphelileri arasında yer alıyor?

Bu soruyu sormak suçlu ilan etmek değildir. Tam tersine, gerçeğin ortaya çıkmasını istemektir. Kim gerçekten mağdur? Kim hangi işlemde yer aldı? Kim ne biliyordu? Kimlerin sorumluluğu var?

Cevaplar, kişilerin siyasi geçmişine ya da makamına göre değil, delillere göre verilmelidir.

Mesele Bir Damadın Nefsine İndirgenemez!

Fon krizinde Cübbeli Ahmet’in damadı Esat Palazoğlu’nun adı da gündeme geldi. Palazoğlu’nun “Nefsimize yenildik.” sözü medyada yer aldı. Kendisi de kamuoyuna yansıyan açıklamalarında mağdur olduğunu savundu.

Ancak mesele bir kişinin nefsine yenildiğini söylemesiyle kapanacak kadar küçük değil.

Fon soruşturması kapsamında AKP’li siyasetçiler, eski yöneticiler, milletvekilleri ve bürokratların olduğu da kamuoyuna yansıdı. Bu bağlantıların tamamı araştırılmalı. Kimlerin adı geçiyorsa, haklarında ne tür somut deliller bulunduğu ve hangi işlemlerle ilişkilendirildikleri açıklığa kavuşturulmalı.

Siyasi yakınlık, soruşturmadan korunma aracı olamaz. Siyasi karşıtlık da suçlama için yeterli gerekçe sayılamaz. Hukuk, herkese aynı ölçüyle uygulanmak zorundadır.

Mesele, kimin hangi çevreye yakın olduğu değil; kimin ne yaptığı, kimin ne bildiği, kimlerin denetim görevini yerine getirmediği ve varsa usulsüzlüklerin nasıl gerçekleştiğidir.

Çünkü bir skandalı birkaç kişinin üzerine yıkıp kapatmak, cevap aranan soruları çoğaltır.

Hesap Böyle Olunca Kapandı mı?

Eski AKP Genel Başkan Yardımcısı ve eski bakan Fatma Betül Sayan Kaya ile eşi İlyas Kaya da fon soruşturmasıyla ilgili tartışmaların merkezinde yer almıştı. Özata Denizcilik hisselerindeki işlemler üzerinden yüksek kazanç elde ettikleri iddiası kamuoyun allak bullak etti.

Daha sonra yatırımlarının anapara dışındaki kısmını TMSF’nin isteğe bağlı iade hesabına gönderdikleri bildirildi.

Sermaye Piyasası Kanunu’ndaki etkin pişmanlık hükümleri ve ödenmesi gereken tutarın hesaplanması konusunda kamuoyunda ciddi tartışmalar da yaşanmakta. Adalet Bakanı da zararın iki katının karşılanmasının etkin pişmanlık bakımından önem taşıdığını, fakat bunun soruşturmanın kendiliğinden kapanması anlamına gelmediğini açıkladı.

Kamuoyu şu soruların cevabını da bekliyor.

İade edilen tutar, ilgili hukuki şartları karşılıyor mu? Hesaplama nasıl yapıldı? Ödemenin hukuki sonucu ne olacak? Bu suçsuzluk anlamı mı taşır? Soruşturma, diğer şüpheliler ve işlemler yönünden hangi aşamada?

Bu soruların cevabı açıklanmadan “Para iade edildi, mesele bitti.” denilemez. İade işleminin anlamı, kapsamı ve hukuki sonuçları yetkili makamlarca açıklığa kavuşturulmalıdır.

Kamuoyunun beklentisi herkesin bir şeyler söylemesi değil, açık ve güvenilir bilgidir. Eğer yasal yükümlülükler yerine getirilmediyse bunun da açıklanması gerekir. Eğer yerine getirildiyse hangi şartların nasıl karşılandığı kamuoyuna anlatılmalıdır.

Çünkü milyonlarca insanın güvenini ilgilendiren bir olayda, hesap verme yükümlülüğü birkaç basın açıklamasıyla geçiştirilemez.

Güçlünün Kapısında Hafifleyen Adalet Olur Mu?

Böyle bir tabloda bağımsız ve tarafsız yargıya, denetim kurumlarına ve siyasi sorumluluk taşıyan makamlara büyük görev düşüyor.

Soruşturma, kimlerin adının geçtiğine bakılmaksızın delillere dayanmalı. Siyasi makamlar koruma sağlamamalı; kamuoyu baskısı da hükmün yerine geçmemeli. Mağdur olduğunu söyleyenin iddiası da, suçlandığı kişinin savunması da hukuk içinde değerlendirilmelidir.

Çünkü adalet yalnızca suçlanan kişilerin değil, mağdurların da güvencesidir.

İnsanlar parasını kaybettikten sonra bir de gerçeğin ortaya çıkarılmayacağına inanırsa, kaybettikleri yalnızca birikimleri olmaz. Hukuka, kurumlara ve birbirlerine duydukları güven de sarsılır.

Bir ülkede vatandaş, hakkını ararken karşısındaki kişinin makamına, bağlantısına ya da siyasi gücüne bakmak zorunda kalıyorsa orada ciddi bir güven sorunu var demektir.

Bu yüzden asıl sınav, soruşturmanın kaç kişinin adını gündeme getirdiği değil; gerçeğin, davanın nereye kadar uzanabildiğidir.

Ağlayanın Malı Gülene Yarar Mı?

Futbolda taraftarın sevgisi, finansta yatırımcının birikimi, siyasette vatandaşın emaneti… Hepsi aynı sorunun etrafında birleşiyor. İnsanların güveni, birilerinin kazanç kapısı olabilir mi?

İslam ahlakında kul hakkı yalnızca alınan paradan ibaret değildir. Aldatmak, emanete ihanet etmek, haksız kazanç sağlamak ve çıkarı uğruna haksızlığa göz yummak da vicdanın hesabına dâhildir.

“Nefsimize yenildik.” demek bir açıklama olabilir; fakat varsa zararı gidermenin, sorumluluğu üstlenmenin ve hukuki hesabı vermenin yerini tutmaz. Aynı şekilde, “Kandırıldım.” demek de tek başına kimin haklı olduğunu belirlemez. Hakikat, belgeler ve adil yargılama ile ortaya çıkar.

Her para kaybeden aldatılmış değildir; her kazanç sağlayan da suçlu sayılamaz. Ama usulsüzlük varsa ortaya çıkarılmalı, mağduriyet varsa giderilmeli, sorumluluk varsa makamına bakılmadan hesabı sorulmalıdır.

Bugün futbolda maçın dürüstlüğünü, fon piyasasında paranın güvenliğini, siyasette kamu emanetinin hesabını konuşuyoruz. Aslında aradığımız şey aynı… Güvenimizi boşa çıkarmayan insanlar ve görevini yapan kurumlar.

Adaletin kaybedildiği yerde güven, güvenin kaybedildiği yerde ise geleceğe dair umut tükenir.

Burada yalnızca paranın kimin cebine girdiği de mevzu değildir. O para uğruna kimin hakkının çiğnendiği, kimin güveninin kırıldığı ve kimin hesap vermekten kaçabildiğidir.

Başkasının hakkını kazanç, gözyaşını başarı sayan bozuk düzenin asıl kaybedeni; insanlığını kaybetmeyi göze alandır.

Vesselam…

 

 

 

Hasan Fayda

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

Instagram'da Takip Et
Verified by MonsterInsights