Bir Dilim Etli Ekmek: Mevlana’dan Öğrendiğimiz İnsanlık Dersi

Bundan yaklaşık iki ay önce, eşimle yaptığımız sohbetlerden birinde, kendimizi “Bu pazartesi Konya’ya etli ekmek yemeğe gidelim mi?” derken bulduk. Yanlış anlaşılmasın, yemek için yaşayan insanlar değiliz; yaşamak için, kararınca, Allah ne verdiyse ölmeyecek kadar yeriz. Ancak bu teklif, sabahın seherinde emeklilerin ucuz et kuyruğuna girdiği şu dönemde bize bambaşka bir cesaret verdi. Bu cesaretin ardında, ikimizin de engelli olmasından kaynaklanan ve bize tanınan bazı haklar yatıyordu. Örneğin, Yüksek Hızlı Tren (YHT) ile ücretsiz seyahat edebiliyor, belediyelerin ulaşım imkanlarından ücretsiz faydalanabiliyoruz. Hatta Konya’da ikamet etmememize rağmen, internet üzerinden Konya Büyükşehir Belediyesi’ne engelli ulaşım kartı için müracaat ettik. Şaşırtıcı bir şekilde, Konya Belediyesi kartlarımızı ve kargo ücretini talep etmeden evimize kadar gönderdi. Aynı hizmeti İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin internet sayfasında aramıza rağmen maalesef bulamadık. Bu durum, şehirler arası hizmet anlayışındaki farklılıkları gözler önüne seriyordu. Konya’ya ulaştığımızda yaklaşık dört saatimiz vardı. Şehrin ruhuna uygun olarak, Mevlana Müzesi’ni ziyaret etmeden olmazdı. Ziyaret sonrası gözümüze, isminde bir sıcaklık barındıran “Halil İbrahim Sofrası” tabelası ilişti. “Etli ekmek ayran 150 TL” yazıyordu. İçeri girdik, biri paket olmak üzere üç tane istedik. Ancak garson kız, bu fiyatın paket için geçerli olduğunu, hepsinin paket olması gerektiğini söyledi. “Farkı ne?” diye sorduğumuzda, “Farkı yok, aynı,” dedi. Ardından dedelerinin vefatı üzerine bir kampanya başlattıklarını, ayranı da hesaplı aldıklarını ve bu vesileyle kampanyayı uzattıklarını ekledi. Saat öğleden sonra 15:00 civarıydı. Dükkân oldukça sakindi, masaların çoğu boştu. Otururken ikram ettikleri çayları yudumlarken, siparişler hazırlanırken “Burada yesek olmaz mı?” diye sordum. “Ne olursan ol yine de gel” diyen Mevlana’nın diyarında olumsuz bir yanıt alacağım hiç aklıma gelmemişti. “Olmaz,” dedi genç kız. Şaşkınlığımı gizleyemedim. “Patron kim, onunla görüşeyim,” dedim. Kısa bir süre sonra genç bir delikanlı geldi. “Buyurun ben temsilciyim, babam yok,” dedi. Durumu ona da anlattım. O da “Prensip,” diyerek kibarca reddetti ve yemek için Mevlana civarındaki bankları işaret etti. Birer çay daha ikram etti, tatlı diliyle bize olumsuz cevabı tekrarladı. Halil İbrahim Sofrası ismini taşımasına rağmen bu tutum, içimde bir burukluk yarattı. Yıllar önce Mevlana Anma Törenleri’ne geldiğimde de benzer bir deneyim yaşamıştım. Bir işletmede etli ekmek yemiş, yemek sonrası çay istemiştim. “Çay yok,” demişlerdi. En yakın kıraathaneden bile söylememişlerdi. Anlaşılan o ki, kalabalık nedeniyle “gelen yesin, kalksın, yenileri otursun” derdindeydiler. Bugün, Konya’da ikinci kez bir hayal kırıklığı yaşadığımı düşündüm. “Bu, Mevlana ruhuna yakışmadı,” dedim içimden, “ama ben yazarım, yazacağım size de göndereceğim.” Cevapları yine dostaneydi: “Olur.” Hesabı ödedim ve yemek yemek için bank aramaya koyuldum. Tam o sırada arkamdan bir ses yükseldi. Adı Ömer olduğunu öğrendiğim o genç sesleniyordu. Kredi kartıyla ödeme yapmıştım. “Bakar mısınız, siz ne kadar ödeme yapmışsınız?” dedi. Uygulamaya baktım, “600 TL,” dedim. Oysa 450 TL ödemem gerekiyordu. Hiç kontrol etmiyorum. Ömer, “Fazla almışız,” dedi ve bana 150 TL nakit iade etti. Ben de teşekkür ettim. “Bunu da yazacağım,” dedim. Ve yazdım işte. Selam olsun Halil İbrahim Sofrası’na. Selam olsun arkamızdan koşup para iadesi yapan Adaşım Ömer’e. Bu küçük jest, yaşadığım hayal kırıklığını unutturmaya yetti. İnsanlık halleri, her yerde karşımıza çıkıyor. Kimi zaman bir prensip gereği geri çevriliyoruz, kimi zaman da küçük bir dürüstlük hareketiyle kalbimiz ısınıyor. Dijital yayıncılıkta da, hayatın içinden bu samimi ve gerçek hikayeleri okuyucularla buluşturmak, inanın bana, en büyük değer. Herşey gönlünüzce olsun. Sağlıcakla kalın. Yazar Hakkında Yazarın Diğer Yazıları Ömer Faruk KullukÖmer Faruk Kulluk, 1992 yılında Hacettepe Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü’nden mezun oldu. O tarihten bu yana eğitim, aile ve evlilik danışmanlığı ile psikolojik danışmanlık alanlarında çalışmalarını sürdürmektedir.Öğrenci velilerine yönelik kaleme aldığı “Atları Çatlatmayalım” adlı kitabıyla tanınan Kulluk, aynı zamanda Atatürk Üniversitesi Rekreasyon Bölümü’nde ikinci lisans eğitimine devam etmektedir.Evlilik ve aile danışmanlığı alanındaki uzmanlığını, ODTÜ Sürekli Eğitim Merkezi’nde Prof. Dr. Hürol Fışıloğlu’ndan aldığı özel eğitimle pekiştirmiştir. Eğitim danışmanlığı, aile ve evlilik danışmanlığı ile psikolojik danışmanlık konularında uzun yıllara dayanan deneyimiyle çalışmalarına devam etmektedir. Ömer Faruk Kulluk tarafından gönderilen son gönderiler (Tümüne gözat) Son düzlükte panik değil, doğru strateji kazandırır – 02.06.2026 Bayram geliyor… – 26.05.2026 Gün geçmiyor ki yüreğimiz sarsılmasın – 20.05.2026 Bizi takip edin
Yazılar - 26.07.2025 22:08

Bundan yaklaşık iki ay önce, eşimle yaptığımız sohbetlerden birinde, kendimizi “Bu pazartesi Konya’ya etli ekmek yemeğe gidelim mi?” derken bulduk.

Yanlış anlaşılmasın, yemek için yaşayan insanlar değiliz; yaşamak için, kararınca, Allah ne verdiyse ölmeyecek kadar yeriz. Ancak bu teklif, sabahın seherinde emeklilerin ucuz et kuyruğuna girdiği şu dönemde bize bambaşka bir cesaret verdi.

Bu cesaretin ardında, ikimizin de engelli olmasından kaynaklanan ve bize tanınan bazı haklar yatıyordu. Örneğin, Yüksek Hızlı Tren (YHT) ile ücretsiz seyahat edebiliyor, belediyelerin ulaşım imkanlarından ücretsiz faydalanabiliyoruz. Hatta Konya’da ikamet etmememize rağmen, internet üzerinden Konya Büyükşehir Belediyesi’ne engelli ulaşım kartı için müracaat ettik. Şaşırtıcı bir şekilde, Konya Belediyesi kartlarımızı ve kargo ücretini talep etmeden evimize kadar gönderdi. Aynı hizmeti İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin internet sayfasında aramıza rağmen maalesef bulamadık. Bu durum, şehirler arası hizmet anlayışındaki farklılıkları gözler önüne seriyordu.

Konya’ya ulaştığımızda yaklaşık dört saatimiz vardı. Şehrin ruhuna uygun olarak, Mevlana Müzesi’ni ziyaret etmeden olmazdı. Ziyaret sonrası gözümüze, isminde bir sıcaklık barındıran “Halil İbrahim Sofrası” tabelası ilişti. “Etli ekmek ayran 150 TL” yazıyordu. İçeri girdik, biri paket olmak üzere üç tane istedik. Ancak garson kız, bu fiyatın paket için geçerli olduğunu, hepsinin paket olması gerektiğini söyledi. “Farkı ne?” diye sorduğumuzda, “Farkı yok, aynı,” dedi. Ardından dedelerinin vefatı üzerine bir kampanya başlattıklarını, ayranı da hesaplı aldıklarını ve bu vesileyle kampanyayı uzattıklarını ekledi.

Saat öğleden sonra 15:00 civarıydı. Dükkân oldukça sakindi, masaların çoğu boştu. Otururken ikram ettikleri çayları yudumlarken, siparişler hazırlanırken “Burada yesek olmaz mı?” diye sordum. “Ne olursan ol yine de gel” diyen Mevlana’nın diyarında olumsuz bir yanıt alacağım hiç aklıma gelmemişti. “Olmaz,” dedi genç kız. Şaşkınlığımı gizleyemedim. “Patron kim, onunla görüşeyim,” dedim. Kısa bir süre sonra genç bir delikanlı geldi. “Buyurun ben temsilciyim, babam yok,” dedi. Durumu ona da anlattım. O da “Prensip,” diyerek kibarca reddetti ve yemek için Mevlana civarındaki bankları işaret etti. Birer çay daha ikram etti, tatlı diliyle bize olumsuz cevabı tekrarladı. Halil İbrahim Sofrası ismini taşımasına rağmen bu tutum, içimde bir burukluk yarattı.

Yıllar önce Mevlana Anma Törenleri’ne geldiğimde de benzer bir deneyim yaşamıştım. Bir işletmede etli ekmek yemiş, yemek sonrası çay istemiştim. “Çay yok,” demişlerdi. En yakın kıraathaneden bile söylememişlerdi. Anlaşılan o ki, kalabalık nedeniyle “gelen yesin, kalksın, yenileri otursun” derdindeydiler. Bugün, Konya’da ikinci kez bir hayal kırıklığı yaşadığımı düşündüm. “Bu, Mevlana ruhuna yakışmadı,” dedim içimden, “ama ben yazarım, yazacağım size de göndereceğim.” Cevapları yine dostaneydi: “Olur.”

Hesabı ödedim ve yemek yemek için bank aramaya koyuldum. Tam o sırada arkamdan bir ses yükseldi. Adı Ömer olduğunu öğrendiğim o genç sesleniyordu. Kredi kartıyla ödeme yapmıştım. “Bakar mısınız, siz ne kadar ödeme yapmışsınız?” dedi. Uygulamaya baktım, “600 TL,” dedim. Oysa 450 TL ödemem gerekiyordu. Hiç kontrol etmiyorum. Ömer, “Fazla almışız,” dedi ve bana 150 TL nakit iade etti. Ben de teşekkür ettim. “Bunu da yazacağım,” dedim.

Ve yazdım işte. Selam olsun Halil İbrahim Sofrası’na. Selam olsun arkamızdan koşup para iadesi yapan Adaşım Ömer’e. Bu küçük jest, yaşadığım hayal kırıklığını unutturmaya yetti. İnsanlık halleri, her yerde karşımıza çıkıyor. Kimi zaman bir prensip gereği geri çevriliyoruz, kimi zaman da küçük bir dürüstlük hareketiyle kalbimiz ısınıyor. Dijital yayıncılıkta da, hayatın içinden bu samimi ve gerçek hikayeleri okuyucularla buluşturmak, inanın bana, en büyük değer.

Herşey gönlünüzce olsun.

Sağlıcakla kalın.

Ömer Faruk Kulluk tarafından gönderilen son gönderiler (Tümüne gözat)
Bizi takip edin
BENZER HABERLER