Takvimler yine “birlik, beraberlik, kardeşlik” diyecek. Televizyon ekranlarında siyasiler aynı cümleleri kuracak. Sosyal medya, mutlu aile fotoğraflarıyla dolacak. Ama herkes biliyor ki artık birçok evde bayramın sesi eskisi kadar gür çıkmıyor. Çünkü aslında biraz da bayramlar değil, aileler çözülüyor.
Eskiden bayram demek; kalabalık sofralar, aynı avluda toplanan kuzenler, dedenin sandalyesi, ninenin telaşı demekti. Şimdi birçok evde o sandalye boş… O büyükler göçüp gidince sadece insanlar değil, aileyi bir arada tutan ruh da kayboldu. Çünkü bazı aileleri aslında anne baba değil; büyükanneler, dedeler, yaşanmışlıklar ve hatıralar ayakta tutuyormuş. Onlar gidince kardeş kardeşe yabancı, kuzen kuzene misafir oldu.
Bir zamanlar kurban kesimi de başlı başına bir bayram ritüeliydi. Mahalle sabah ezanıyla uyanırdı. Çocuklar biraz korku biraz merakla kurbanın başında dolaşırdı. Büyükler et paylaştırır, komşular birbirine tabak gönderirdi. Şimdi ise birçok insan kurbanını internetten, mesajla, dekontla kesiyor. Elbette ihtiyaç sahiplerine yardım gitmesi kıymetli ve önemli. Ama mesele sadece et dağıtmak değildi ki… Bayramın bir ruhu vardı. İnsanlar birbirinin kapısını çalardı. Şimdi ise birçok kişi aynı apartmanda oturduğu komşusunun adını bile bilmiyor.
Eskiden bayram ziyaretine gidilirdi, şimdi “görüntülü arama” yeterli sanılıyor. Bir mesajla vicdan rahatlatılıyor: “İyi bayramlar…” O kadar.
Oysa bazı insanlar için bayram, mutluluğun değil eksikliğin adıdır artık. Babasının olmadığı ilk bayram… Annesinin sesinin duyulmadığı ilk sabah… Dağılmış bir ailenin çocuklarının oradan oraya savrulduğu buruk günler… Bayram masasında bir sandalye eksikse insan anlıyor; aslında en büyük yoksulluk para değil, eksilen insanlarmış.
Bir de işin siyasi tarafı var elbette… Her bayram ekranlarda aynı görüntüler: Birbirine yıl boyunca en ağır sözleri söyleyen siyasetçiler, bayram mesajlarında “kardeşlik, birlik, hoşgörü” vurgusu yapıyor. Sonra birkaç gün geçmeden aynı sertlik, aynı öfke, aynı kutuplaştırıcı dil geri dönüyor. Milletin geçim derdi büyürken siyasetin ana gündemi çoğu zaman koltuk kavgası oluyor. Vatandaş pazarda etin kilosunu düşünürken, ekranlarda makam hesapları yapılıyor.
İnsan ister istemez düşünüyor: Gerçekten bayramı mı kutluyoruz, yoksa sadece takvimde işaretli birkaç günü mü yaşıyoruz?
Çünkü bayram sadece tatil değildir. Bayram; kırgın kapıları çalabilmektir. Uzun zamandır aranmayana ulaşabilmektir. Aynı evde yaşayıp birbirine yabancılaşan insanların yeniden insan olabilmesidir.
Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey yeni kıyafetler, pahalı sofralar ya da gösterişli mesajlar değil… Biraz samimiyet.
Çünkü samimiyet kaybolunca bayram da eksiliyor.
Ve galiba artık en büyük kurbanı; birbirine yabancılaşan insanlar veriyor.
- Son düzlükte panik değil, doğru strateji kazandırır - 02.06.2026
- Bayram geliyor… - 26.05.2026
- Gün geçmiyor ki yüreğimiz sarsılmasın - 20.05.2026