Hakikatin bedeli ve bir kitabın düşündürdükleri
Bugün sizinle, okurken keyif aldığım, üzerinde düşündüğüm ve “İyi ki bu hikâyeyi bu kitaptan da okumuşum, bunun da hazzı bambaşkaymış.” dediğim bir kitaptan aldığım bir kesitten bahsedeceğim. Yazar ne de güzel anlatmış;
kendine has üslubuyla adeta en kaliteli malzemeden yapılmış fıstıklı, cevizli Antep baklavasının altını kendi elleriyle okuyucunun damağına yapıştırıveriyor. Okura kalan da daha fazla haz almak için o baklavayı orada biraz daha fazla tutup yavaş yavaş yemek oluyor. Okurken tat, düşünürken tat, anlatım bitince de “Derdim bana derman imiş.” diye alınan apayrı bir tat…
Ben, tadın bir adım ötesine geçerek o tadı siz okurlarımla da paylaşmak istiyorum. O tadı sunan ustanın kimliğini yazımın sonunda açıklayacağım.
HAKİKATİN PEŞİNDE BİR ÖMÜR: HALLÂC-I MANSUR Dönem, 9. yüzyılın sonu, 10. yüzyılın başı… Abbasi Devleti döneminde, Bağdat civarlarında bir mutasavvıf yaşar: Hallâc-ı Mansur. Bu derviş bir gün çıkar ve bir söz söyler: “Enel Hak.” Yani “Ben Hakk’ım.” Bu ifadeden “Ben Tanrıyım.” anlamı çıkaranlar, anlayışta derinlik aramayanlar, bu adam ne demek istiyor diye düşünme ihtiyacı duymayanlar bununla da yetinmez. Bu mutasavvıfın “Sizin taptığınız benim ayaklarımın altındadır.” sözünü de farklı yorumlarlar. Necip Fazıl’ın tabiriyle “marka Müslümanları”, devrin iktidarı, padişahı, hükümdarı ve otoriteleri bundan rahatsız olurlar.
BEDEL ÖDEMEKTEN ÇEKİNMEYEN BİR DURUŞ Hemen bu zatı derdest edip merkeze getirirler. Döverler, söverler, “Sen ne diyorsun?” diye hırpalarlar. Kan revan içinde kalır. Ama duruşundan, ifadesinden taviz vermez. “Enel Hak.” der, “Sizin taptığınız benim ayağımın altındadır.” der. İsterler ki af dilesin, özür dilesin, “Yanlış yaptım.” desin, açıklama yapsın, düzeltsin. Ama Nuh der, peygamber demez Hallâc-ı Mansur. Hapse atılır, dayak yer, aç bırakılır. Ama o hep aynıdır. Usulen bir mahkeme kurulur, yargılanır ve hakkında hüküm verilir: “Bu adam mürtedtir. Dinden dönmüştür. Mürtedin katli vaciptir.”
GÖNÜL DOSTUNUN GÜLÜ Hapishaneden, elleri bağlı şekilde at arabasının arkasında sürüklenerek çıkarılır. Dönemin medyası da, gücü elinde tutan yaygaracıları da boş durmaz; halkı galeyana getirir. Halk, ellerinde taşlar, dillerinde lanetli sözler, geçeceği yolun üzerinde beklemektedir. Kan revan içinde kalır, beyaz kefeni kırmızıya boyanır. O ise yine başı dik, vicdanı rahat, güle oynaya ölüme gitmektedir. Lakin bir dostu ona bir gül atar. O kadar taş acıtmaz da dostunun gül atması yakar canını. O dostuyla göz göze gelir; konuşamamanın, muhabbet edememenin sıkıntısını yaşar gönlünde.
AYAKLAR ALTINDAKİ HAKİKAT Lakin hüküm icra edilir. Cellat ipi boynuna geçirir, tekmeyi vurur tabureye. Sallanır Hallâc-ı Mansur, ruhunu Hakk’a, Rahman’a teslim eder. Sonra görevli gelip ayağındaki eski çarıkları çıkarınca, yere ayakkabısından sarı liralar dökülür. O zaman anlaşılır işin sırrı. Ne demek istediği ortaya çıkar: “Sizin taptığınız para, pul, mal, mülk benim ayağımın altındadır.” demektedir. “Enel Hak.” derken de “Ben Hakk’ı söylerim, ben haktan yanayım, ben adaletten yanayım.” demektedir. Lakin her zaman doğruyu söylemenin, haktan yana olmanın; gücü elinde tutanlara batan bir yönü, rahatsız edici bir gücü ve bir de bedeli vardır. Tarih boyunca bu rahatsızlık da, bu bedel de ödenmiştir ve hâlâ da ödenmektedir.
OKURUN GÖNLÜNE DOKUNAN BİR ESER İşte elimdeki harika kitap, Derdim Bana Derman İmiş, Ahmet Uygur’un kaleminden, gönlünden, zihninden çıkıp edebiyat ve kitap dünyasına hediye edilmiş şahane bir eserdir. Sokrates’in “Sorgulanmayan hayat yaşanmaya değmez.” sözünü benimseyenlerin mutlaka okuması gereken ve hayata, kendine bakış açısının değişeceğine kefil olacağım muhteşem eserden bir kesit aldım. Ve bu kitap, online sitelerde adeta bir çorba ücretinden, iki simit iki çay fiyatından daha ucuz. Böyle bir hazineye sahip olmak isterseniz ödeyeceğiniz rakam 70 TL bile değil. Alıp okuyunca bana teşekkür edeceğinizin garantisini de şimdiden verebilirim. Ben de bu hafta bu kitabı tanıtmayı dert edindim. Şüphesiz amaç kitabın satılması değil; okuyanın gönlüne, zihnine dokunmak. Bu amaç benim derdim olsun, bu dert de bana derman.
Sevgi ile kalın.
- Kadın Rolü, Erkek Gerçeği: Bir “İş”in İç Yüzü - 14.04.2026
- Hakikatin bedeli ve bir kitabın düşündürdükleri - 31.03.2026
- İstanbul’da bayram ve gözlemler - 24.03.2026
-
İnanç Karabulut: “Kendi insan kaynağımızla dijital devrim yaptık”
-
Eğitimde şiddete hayır: Seferihisar tek ses oldu
-
Hizmet bizden, reklam onlardan! Kısaağa: “Algıya müsaade etmeyeceğiz”
-
Seferihisar Eğitim Sen’den okullarda tırmanan şiddete karşı yapısal çözüm çağrısı
-
Seferiçınar’da, kursiyerlerin fırça darbeleri sergilendi
-
Çin Tankeri ABD Ablukasını Aştı
YORUM BIRAK
YORUMLAR
HABER LİSTESİ
-
01
İnanç Karabulut: “Kendi insan kaynağımızla dijital devrim yaptık”Seferihisar Belediye Başkan Yardımcısı İnanç Karabulut, Ankara’da düzenlenen BELFOR’da belediyenin kendi imkanlarıyla geliştirdiği yerli yazılımları tanıttı. eTR ödüllü projelerin mimarı olan Karabulut, bu yazılımları belediye şirketi aracılığıyla diğer yerel yönetimlere de sunarak kamu yararına yeni bir gelir modeli oluşturacaklarını açıkladı. -
02
Eğitimde şiddete hayır: Seferihisar tek ses olduSeferihisar’da Eğitim-Sen öncülüğünde düzenlenen yürüyüşte şiddete karşı insan zinciri oluşturuldu. Başkan İsmail Yetişkin, belediye bünyesindeki eğitimlere 2 gün ara verildiğini açıkladı. -
03
Hizmet bizden, reklam onlardan! Kısaağa: “Algıya müsaade etmeyeceğiz”Seferihisar’da devletin gerçekleştirdiği yatırımları kendi hizmeti gibi sunan mahalle muhtarlarına AK Parti’den yalanlama geldi. Serdar Kısaağa’nın Ankara’daki emeklerine dikkat çekildi. -
04
Seferihisar Eğitim Sen’den okullarda tırmanan şiddete karşı yapısal çözüm çağrısıSeferihisar Eğitim Sen, okullardaki şiddet olaylarının sistem kaynaklı olduğunu belirterek, güvenli eğitim ortamı ve bilimsel politikalar için yetkililere çağrıda bulundu. -
05
Seferiçınar’da, kursiyerlerin fırça darbeleri sergilendiSeferiçınar Yaş Alma Merkezi’nde 12 haftalık resim eğitimini tamamlayan kursiyerler, hazırladıkları 12 eseri düzenlenen sergiyle beğeniye sundu.

