Hele sütten ağzı yandı ise

Hayatta en zor şey nedir diye sorsalar, çoğumuz “geçim derdi” ya da “insanlarla uğraşmak” deriz. Oysa filozoflar yüzyıllardır bunun başka bir cevabı olduğunu söylüyor: Gerçeği söylemek. Evet, kulağa basit geliyor ama gerçeği söylemek çoğu zaman cesaret ister. Çünkü hakikati dile getirmek, ister istemez birilerine dokunmak demektir. Dokunduğun yer güç ise, iktidar ise, düzen ise… işte o zaman gerçek bir risktir. Nietzsche’nin bir tespiti var: İnsan çoğu zaman güç için değil, hayatta kalmak için susar. Çünkü gerçek güçlüdür, sarsıcıdır. Bir kez söylendi mi, konfor alanımızı yerle bir eder. Bu yüzden çoğu insan, doğrunun yanında durmak yerine güvenli tarafta kalmayı seçer. Foucault ise toplumun gerçeği tehlikeli hâle getiren mekanizmalar kurduğunu söyler. Eğer bir ülkede insanlar doğruyu söylemekten çekiniyorsa, bu o insanların suçu değil; sistemin bir sonucudur. Çünkü insan, en basit hâliyle, kendini korumak ister. Sokrates’e kulak verirsek: İnsan çoğu zaman bilgeliği değil, kalabalığı seçer. Çünkü kalabalıkta sorumluluk yoktur; yalnızca uyum vardır. Ama bilgelik çoğu zaman yalnızlıktır, bedeli vardır. Kafka’nın bir cümlesi ise gerçeğe başka bir kapı açar: “İnsan gerçeği susturmaz; ona bakacak cesareti olmaz.” Gerçekten de öyledir… Bir gerçeği kabul etmek, önce içimizdeki aynaya bakmak demektir. O aynada gördüğümüz şey hoşumuza gitmeyebilir. İşte insan bundan kaçar. Sartre’ın dediği gibi: Hakikati bilmek özgürlüktür; söylemek sorumluluk. Sorumluluk ise çoğu zaman ağırdır, korkutucudur. Bu yüzden insanlar gerçeği bilir ama susar. İçten içe “ben söyledim ne değişecek” diye düşünür. Ama değişim, dünyanın hiçbir döneminde kalabalıkların sesiyle başlamadı. Hep bir kişinin cesareti, bir kişinin “doğruyu söylemek zorundayım” demesiyle başladı. Bugün de aynı şey geçerli. Gerçeği söylemek sadece bir söz değildir; bir duruştur. Kişinin hem özgürlüğünün, hem de sorumluluğunun ilanıdır. Belki herkes yapamaz… Ama yapabilenlerin sesi, susanların gölgesinden büyüktür. Çünkü hakikat, eninde sonunda susanı değil, söyleyeni yazar. SİZİN TERCİHİNIZ HANGİSİ…. Yazar Hakkında Yazarın Diğer Yazıları Ömer Faruk KullukÖmer Faruk Kulluk, 1992 yılında Hacettepe Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü’nden mezun oldu. O tarihten bu yana eğitim, aile ve evlilik danışmanlığı ile psikolojik danışmanlık alanlarında çalışmalarını sürdürmektedir.Öğrenci velilerine yönelik kaleme aldığı “Atları Çatlatmayalım” adlı kitabıyla tanınan Kulluk, aynı zamanda Atatürk Üniversitesi Rekreasyon Bölümü’nde ikinci lisans eğitimine devam etmektedir.Evlilik ve aile danışmanlığı alanındaki uzmanlığını, ODTÜ Sürekli Eğitim Merkezi’nde Prof. Dr. Hürol Fışıloğlu’ndan aldığı özel eğitimle pekiştirmiştir. Eğitim danışmanlığı, aile ve evlilik danışmanlığı ile psikolojik danışmanlık konularında uzun yıllara dayanan deneyimiyle çalışmalarına devam etmektedir.Yazar, Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirerek kariyerine yeni bir ünvan daha kazandırmıştır. Ömer Faruk Kulluk tarafından gönderilen son gönderiler (Tümüne gözat) Böyle baba mı olur? – 09.06.2026 Son düzlükte panik değil, doğru strateji kazandırır – 02.06.2026 Bayram geliyor… – 26.05.2026 Bizi takip edin
Son Dakika - 02.12.2025 09:47 A A

Hayatta en zor şey nedir diye sorsalar, çoğumuz “geçim derdi” ya da “insanlarla uğraşmak” deriz.

Oysa filozoflar yüzyıllardır bunun başka bir cevabı olduğunu söylüyor:

Gerçeği söylemek.

Evet, kulağa basit geliyor ama gerçeği söylemek çoğu zaman cesaret ister. Çünkü hakikati dile getirmek, ister istemez birilerine dokunmak demektir. Dokunduğun yer güç ise, iktidar ise, düzen ise… işte o zaman gerçek bir risktir.

Nietzsche’nin bir tespiti var:

İnsan çoğu zaman güç için değil, hayatta kalmak için susar.

Çünkü gerçek güçlüdür, sarsıcıdır. Bir kez söylendi mi, konfor alanımızı yerle bir eder. Bu yüzden çoğu insan, doğrunun yanında durmak yerine güvenli tarafta kalmayı seçer.

Foucault ise toplumun gerçeği tehlikeli hâle getiren mekanizmalar kurduğunu söyler. Eğer bir ülkede insanlar doğruyu söylemekten çekiniyorsa, bu o insanların suçu değil; sistemin bir sonucudur. Çünkü insan, en basit hâliyle, kendini korumak ister.

Sokrates’e kulak verirsek:

İnsan çoğu zaman bilgeliği değil, kalabalığı seçer.

Çünkü kalabalıkta sorumluluk yoktur; yalnızca uyum vardır.

Ama bilgelik çoğu zaman yalnızlıktır, bedeli vardır.

Kafka’nın bir cümlesi ise gerçeğe başka bir kapı açar:

“İnsan gerçeği susturmaz; ona bakacak cesareti olmaz.”

Gerçekten de öyledir…

Bir gerçeği kabul etmek, önce içimizdeki aynaya bakmak demektir. O aynada gördüğümüz şey hoşumuza gitmeyebilir. İşte insan bundan kaçar.

Sartre’ın dediği gibi:

Hakikati bilmek özgürlüktür; söylemek sorumluluk.

Sorumluluk ise çoğu zaman ağırdır, korkutucudur.

Bu yüzden insanlar gerçeği bilir ama susar. İçten içe “ben söyledim ne değişecek” diye düşünür.

Ama değişim, dünyanın hiçbir döneminde kalabalıkların sesiyle başlamadı. Hep bir kişinin cesareti, bir kişinin “doğruyu söylemek zorundayım” demesiyle başladı.

Bugün de aynı şey geçerli.

Gerçeği söylemek sadece bir söz değildir; bir duruştur.

Kişinin hem özgürlüğünün, hem de sorumluluğunun ilanıdır.

Belki herkes yapamaz… Ama yapabilenlerin sesi, susanların gölgesinden büyüktür.

Çünkü hakikat, eninde sonunda susanı değil, söyleyeni yazar.

SİZİN TERCİHİNIZ HANGİSİ….

Ömer Faruk Kulluk
Ömer Faruk Kulluk tarafından gönderilen son gönderiler (Tümüne gözat)
Bizi takip edin
Son Dakika - 09:47 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.

HABER LİSTESİ

  • 01
    Siyaset meydanında absürt bir tiyatro: Şahit mezarda, Eurolar nerede?
    Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in seçim sürecindeki rüşvet ve 950 bin Euro’luk para trafiği iddiaları, absürt açıklamalar ve ironik siyasi manevralar üzerinden analiz ediliyor.
  • 02
    Böyle baba mı olur?
    Ankara’da bir babanın 3 yaşındaki çocuğunu bıçakla camdan sarkıtmasıyla gelişen trajik olay ekseninde, çocukluk travmaları, aile içi şiddet ve toplumsal ruh sağlığının önemi psikolojik bir perspektifle ele alınıyor.
  • 03
    Seferihisar’ın “Sakin” Çığlığı: 700 Sporcu Gencin Çıkmaz Sokağı
    Dokuz Eylül Üniversitesi Necat Hepkon Spor Bilimleri Fakültesi’nde eğitim gören 700 öğrenci; Seferihisar’da barınma, antrenman sahası yokluğu ve beslenme yetersizlikleri gibi derin altyapı sorunlarıyla mücadele ediyor. Eski bir müftülük binasından dönüştürülen 25 kişilik yurt kapasitesi yetersiz kalırken, sahası olmayan okulun öğrencileri çevre ilçelerde antrenman yeri arıyor. Sorumluluk makamlarının sessizliği karşısında mağdur olan gençler, fakültenin Buca Tınaztepe merkez yerleşkesine taşınmasını talep ediyor.
  • 04
    Seferihisar’da çocuklar için eğlenceli ve eğitici yaz dönemi başlıyor
    Seferihisar Çocuk Belediyesi bünyesinde gerçekleştirilecek olan 9 haftalık yaz kursları ve LGS hazırlık kampları için kayıtlar 8-19 Haziran tarihleri arasında alınacak.
  • 05
    Seferihisar’da 700 öğrenci haykırdı: Ne yurt var, ne tesis var!
    İzmir Seferihisar’da bulunan Dokuz Eylül Üniversitesi Necat Hepkon Spor Bilimleri Fakültesi öğrencileri; ilçedeki yurt eksikliği, yetersiz kampüs tesisleri, beslenme sorunları ve ulaşım zorlukları nedeniyle mağduriyet yaşıyor. Yaklaşık 700 öğrenci, eşit eğitim hakkı adına okulun merkez yerleşkeye taşınmasını talep ederek sosyal medyada kampanya başlattı.
Instagram'da Takip Et
Verified by MonsterInsights