Siyaset meydanında son günlerde “Böcek davası” olarak adlandırılan gelişmeler, absürt bir tiyatro oyununu aratmayacak cinsten bir hal almış. Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in, belediye başkanlığı adaylığı sürecinde yaşandığı iddia edilen 900 bin Euro’luk para trafiği, duyanlara “Bu kadar da olmaz!” dedirtiyor.
Hatırlarsınız; Muhittin Böcek, hakkındaki “Adaylık için rüşvet verdi.” iddialarına çok sert bir dille cevap vermiş ve şöyle demişti:
“Altı defa aday oldum; altı mazbata aldım. Allah’ıma şükür hiç kaybetmedim. Adaylık için bir kuruş para verdiysem şerefsizim. Ama bana iftira atmak karalamak için yazan çizen, yanlış bilgi verenler ispatlamazsa alçaktır, şerefsizdir, namussuzdur.”
Bu kadar net ve keskin konuşan Sayın Böcek, bir başka gün verdiği ifadesinde ise bambaşka bir tablodan bahsediyor. İddiaya göre seçim döneminde CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in talebi doğrultusunda, Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek’e bizzat 950 bin Euro teslim ettiğini anlatıyor:
“Manisa’daki seçim kampanyası için özel talimat aldım. Makam aracıyla Manisa’ya gidip 950 bin Euro dolu çantayı bizzat Ferdi Zeyrek’in masasına bıraktım.”
Peki, bu alışverişin şahidi kim? Bakıyoruz ki şahit, maalesef artık aramızda olmayan rahmetli Ferdi Zeyrek…
İlkokul kitaplarındaki o meşhur tekerleme, sanki bugünün siyasi manevralarını anlatmak için yazılmış gibi…
Komşu, komşu! Huu huuu! Oğlun geldi mi? Geldi. Ne getirdi? İnci boncuk. Kime kime? Sana bana. Başka kime? Kara kediye. Kara kedi nerde? Ağaca çıktı. Ağaç nerde? Balta kesti. Balta nerde? Suya düştü. Su nerde? İnek içti. İnek nerde? Dağa kaçtı. Dağ nerde? Yandı, bitti, kül oldu!
Rüşvet verdin mi? Verdim… Kime kime verdin? Ferdiye… Nerde verdin? Manisa’da… Manisa nerde? Egede… Ferdi nerde? Ferdi yok! Nerde? Öldü… Şahit mezarda, Eurolar nerde? Şahide sor. Şahit kim? Ferdi… Ferdi yerinde? Mezarda…
Evet, Ferdi Bey’e sorulmalı ki inancımıza göre ahirette sorulacak da… Orada hâkim de şahit de savcı da tek bir makamdır. Kimsenin kaçamayacağı o büyük mahkemede doğrular elbet ortaya dökülür.
YÜZ AKI
Bu durum akıllara o meşhur çoban hikâyesini de getiriyor. Köyün ağası, kışın bakması için çobana 100 tane koyun emanet eder. Bahar geldiğinde çoban, elinde tek bir koyun derisiyle çıkagelir. Ağa koyunları sorunca, çoban gayet sakin ve kafiyeli bir savunma yapar:
“Yağmur yağdı gök çatladı, yetmiş ikisinin ödü patladı. Önden gitti baş toklu, arkasından gitti beş toklu. Onunu verdim kasaba, onunu hiç katma hesaba. Kurt kaptı birisini, getirdim işte birisinin derisini!”
Bu pişkinlik karşısında ağa sinirden çılgına dönüp elindeki yoğurt çanağını çobanın suratına fırlatır. Çobanın her yeri bembeyaz yoğurt içinde kalır. Çoban ise hiç istifini bozmadan yüzünü siler ve ağaya bakıp şöyle der:
“Gördün mü ağam? Çok şükür, bu işten de yüzümüzün akıyla çıktık! Hesabı düzgün verenin yüzü böyle ak pak olur.”
Şimdilerde de benzer bir “yüz akıyla çıkma” çabası izliyoruz. Bugün bir şekilde günü kurtarabiliriz ancak asıl mesele, hem bu dünyada hem de ötelerde gerçekten yüz akıyla hesap verebilmektir. Hayatımızın yegâne gayesi bu olmalı değil mi?
KULİSLERDEN SON DAKİKA: BİR KAYIP İLANI
“Manisa yollarında; içi Euro dolu, ağzı sıkı kapatılmış ama sahiplerinin dili epey gevşek bir adet evrak çantası kaybolmuştur. Bulanların ya da yerini bilenlerin acilen en yakın mezarlığa giderek durumu bizzat rahmetliye bildirmeleri rica olunur. İnsaniyet namına…
Not: Çantanın şerefi ve namusu, el değmemiş şekilde muhafaza edilmektedir.”
Vesselam…
- Siyaset meydanında absürt bir tiyatro: Şahit mezarda, Eurolar nerede? - 09.06.2026
- Hoşça bak zâtına… Âfak ve enfüs derinliğinde secde çıkışı - 03.06.2026
- Yeni nesil bir kriz - 26.05.2026