Şahsi ikbal takası mı?

Bu köşe yazısı, siyasette seçilmişlerin hukuki ve etik sorumluluklarını, parti değiştirmelerin meşruiyetini ve seçmenlerin aday seçimindeki rolünü Tahir Efendi’nin “kaymak” benzetmesi üzerinden ele alıyor; siyasi etik yasası ve transfer kısıtlamaları gibi yasal düzenlemeler öneriyor.
Yazarlar / Köşe Yazıları - 19.05.2026 13:55 A A

Son günlerde yerel yönetimlerden merkezi siyasete kadar uzanan tekinsiz bir “dokunulmazlık” yanılgısı izliyoruz. Yazılı görsel medya, sosyal medya hep bunları üstümüze boca etmekte. Midemiz ve vicdanımız kaldırmasa da durum maalesef bu…

Bir muhtar düşünün; seçilmişliğine güvenerek kanunların suç saydığı bir cürüm işliyor ve bunu “Ben seçildim, ben muhtarım!” diyerek meşrulaştırmaya çalışıyor. Ya da bir belediye başkanı, seçmenlerin bilmediği kirli çamaşırları ortaya dökülmesin, koltuğu ve itibarı sarsılmasın diye apar topar A partisinden B partisine transfer oluyor. Oysa tam bu noktada vatandaşın feraseti ve sağduyulu bakış ve uyarısı devreye girer: “Kanunsuz işlere girersen, kanun ensenden bir gün mutlaka yakalar! Bu memlekette suçlu bulunup başbakanlar, bakanlar idam edildi; sen kim oluyorsun?” diye sorar…

Evet, asıl mesele buradadır. Seçilmiş olmak, kimseye kanunu çiğneme, hukukun üstünden atlama veya etik dışı yollara sapma hakkı vermez. Bilakis seçilmişlik; topluma karşı daha temiz, daha dürüst ve şeffaf bir hayat yaşama sorumluluğu yükler.

SİYASET BONSERVİS PAZARI DEĞİLDİR

Siyasetin ruhu güvendir. Her ne kadar profesyonel bir alan gibi görünse de siyaset, özünde bir dava ve ideoloji meselesidir. Siyasi partiler sadece koltuk sayılarından ibaret birer mühendislik sahası değil; millet ve memleket davası etrafında kenetlenmiş insanların adresidir; öyle de olmalıdır. Gerçek bir dava insanı, “davam” dediği değerleri asla terk etmez; şantajlara boyun büküp iradesini satmaz. Siyasetçi, elinde bonservisi olan bir sporcunun o takımdan öteki takıma transfer olduğu gibi o partiden bu partiye, olmadı öteki partiye geçemez, savrulamaz.

Siyaset kulislerinde kaynatılan şantaj ve maddi vaatlerle taraf değiştirme iddiaları, erdemli bir toplum idealine vurulmuş ağır bir darbedir. Bir seçilmişin zaafları, geçmişindeki lekeler ya da ailesinin hataları üzerinden rehin alınması ne kadar gayriahlaki ise; onun bu kirlenmişliğini fırsat bilip transfer pazarında kullanmak da o kadar gayriahlakidir. Siyasi partiler, aday gösterirken liyakati ve temiz maziyi her şeyin önünde tutmalıdır ki, yarın bu zaaflar memleketin istikbalini tehlikeye atmasın. Aksi bir tutum, demokrasiye açıkça ihanettir.

Milletin emanetini cebine koyup istediği dükkânda harcayanlar, seçmen iradesini gasp edenlerdir. Bu güveni pazarlık unsuru yapanlar meşruiyetini kaybeder. Bu yozlaşma, bireylerin şahsi ahlakına veya insafına bırakılamaz, bırakılmamalıdır; sert ve net bir “Siyasi Etik Yasası” çıkarılıp bilâistisna uygulanmalıdır. Unutulmamalıdır ki; haksız yöntemle kazanılan güç, er ya da geç meşruiyet zeminini kaybeder. Korkutularak veya şantajla yön değiştirtilen her siyasetçi, toplumsal barışı uçuruma sürükler.

SÜTÜN KAYMAĞI SÜTTENDİR, ŞAPIN KAYMAĞI ŞAPTAN…

Bu tablonun bir de iğneyi kendimize batırmamız gereken “seçmen” boyutu var. Vatandaşın sorumluluğu, oy vermeden önce adayı iyi tanımaktır. Zira aday, bir anlamda seçmenin aynadaki aksidir. Kimi seçmişseniz osunuzdur; vatandaş sandıkta iyi ya da kötü, en nihayetinde kendi gibi birini seçer. İlk Meclis milletvekillerinden, âlim ve fazıl bir zat olan Tahir Efendi’ye dair anlatılan şu anekdot tam da bu hakikate ışık tutar: Diğer milletvekilleri meydanlarda hararetli nutuklar atarken, Tahir Efendi bir köşede hep susmayı tercih edermiş. Bir gün taraftarları ısrar kıyamet onu da bir miting meydanında kürsüye çıkarmışlar. Az ama öz konuşan Tahir Efendi, cemaate dönüp şöyle seslenmiş: “Ey cemaat, şunu biliniz ki, siz ‘müntehip’siniz yani seçensiniz. Ben ise ‘müntehab’ım, yani seçilen… Gideceğimiz yer ise ‘müntehabün ileyh’dir, yani meclis… Sizin yaptığınız işe de ‘intihap’ (seçme) denir. İntihap kelimesi ‘nuhbe’den gelir. Nuhbe, kaymak demektir. Unutmayın ki, bir şeyin altında ne varsa kaymağı da o cinsten olur. Yoğurdun üstünde yoğurt kaymağı, sütün üstünde süt kaymağı, şapın üstünde de şap kaymağı bulunur…” der ve kürsüden iner.

Özetle, şapın üstünden süt kaymağı beklemeyi bırakıp, sandığın ve demokrasinin namusunu korumak istiyorsak en az ve çok acil şu adımları hukuken atmak bir zorunluluktur:

Bir: Partisinden ayrılan seçilmişin görevinden de istifa etmesi zorunlu kılınmalıdır.

İki: Halkın iradesini “pazarlık unsuru” yapan transferlere ağır kısıtlamalar ve cezai yaptırımlar getirilmelidir.

Üç: Transferlerin perde arkasındaki “yakın çevre” mal varlığı değişimleri bağımsız kurullarca incelenmelidir.

Dört: Temsil yetkisinin, asıl sahibi olan partiye iadesi için yasal düzenleme yapılmalıdır.

Beş: Teferruatlı bir “Siyasi Etik Yasası” acilen hayata geçirilmelidir.

Toplum vicdanında bu yaşananlar hiç güzel karşılanmamaktadır; seçimler de kıymeti harbiyesi olmayan birer etkinlik olarak görülmektedir. Sistem yeniden hakkaniyete uygun dizayn edilmelidir. Aksi halde sandık, halkın iradesini yansıtan bir araç olmaktan çıkıp, şahsi ikballerin takas edildiği bir tezgâha dönüşecektir. Baskıyla oluşturulan güç meşruiyetini; korkuyla saf değiştiren ise onurunu kaybeder. Memleket ise her şeyini…

Vesselam…

 

 

 

Hasan Fayda
Hasan Fayda tarafından gönderilen son gönderiler (Tümüne gözat)
Bizi takip edin
Yazarlar / Köşe Yazıları - 13:55 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.

HABER LİSTESİ

Instagram'da Takip Et
Verified by MonsterInsights