Bu şeytani sorular cevap bulmalı

Seçmen iradesinin siyasi transferlerle yok sayılması ve bu süreçte ortaya çıkan etik krizler ile şaibeli sorular mercek altına alınıyor.
Yazılar - 12.05.2026 09:30 A A

Demokrasinin temeli, sandıkta tecelli eden iradenin, seçilen kişi tarafından temsil süresi boyunca sadakatle taşınmasıdır. Demokrasilerde sandık, seçmenin siyasetçiye verdiği açık bir çek değil aksine belirli ilkeler ve vaatler çerçevesinde imzalanmış emanet sözleşmesidir. Dolayısıyla demokrasilerin en önemli meyvesi olan sandık sonuçlarını siyasi birer “bonservis” pazarlığına dönüştürmek çok yanlıştır.

Milletvekili ve belediye başkanı transferleri, vatandaşla imzalanan “emanet sözleşmesi” temel ilkesinin ciddi bir erozyona uğradığını gösterir. Halkın belirli bir dünya görüşüne, programa ve vaatlere güvenerek verdiği oyların, seçilen kişi tarafından başka bir partiye taşınması, sadece siyasi bir tercih değil, aynı zamanda derin bir etik krizidir. Bu sözleşmenin tek taraflı olarak feshedilmesinden öte, seçmen iradesinin bir pazarlık unsuru haline geldiğini gösterir. Bir partiden seçilip, kısa süre sonra başka partiye geçmek, sadece siyasi bir tercih değil, demokratik ahlakın temelinden sarsılmasıdır. Seçilmiş kişinin iradeyi bir partinin seçmeninden alıp taban tabana zıt bir başka partiye taşıması, ya da yakın görüşte olan başka bir partiye taşıması, elbette sadece etik bir ihlal değil, demokratik ahlakı yıkmanın yanında; demokratik sistemin damarlarına zerk edilmiş ve adeta öldürmeyip süründüren bir zehirdir.

Bir seçmen sandığa gittiğinde sadece bir isme değil, o ismin temsil ettiği kurumsal kimliğe, partinin programına ve savunduğu değerlere oy verir. Seçilen kişinin, “şahsi kararım” diyerek bu iradeyi başka bir yere taşıması, aslında kendisine o yetkiyi veren binlerce insanın tercihini yok saymasıdır. Bu durum, sadece bir parti değişikliği değil; seçmenin sandığa olan güvenine, demokratik işleyişe vurulmuş ağır bir darbedir. Siyasi literatürde her ne kadar “istifa hakkı” veya “tercih özgürlüğü” gibi kavramların arkasına sığınılsa da, toplumsal vicdanda bu durum seçmen tercihinin açık bir gaspı niteliğindedir. Bu geçişler gerçekleştiğinde, kamuoyunun zihninde “Neden?” sorusundan çok daha ağır ve şaibeli sorular haklı olarak oluşmaktadır.

Bu değişimler hangi pazarlıkların neticesidir? Bir siyasetçi, dün geceye kadar eleştirdiği, yanlış bulduğu bir safa geçerken hangi maddi veya manevi vaatlerle ikna edilmiştir? Bu geçişin ardında kişisel borçların silinmesi, aile üyelerine sağlanan imtiyazlar veya ticari işlerin önünün açılması mı yatmaktadır? Ya da en vahimi; hakkında yolsuzluk iddiaları bulunan, yargı süreci kapıda olan birinin tam da dosyalar kabarırken iktidar safına geçmesi bir arınma hamlesi mi, yoksa yargıdan kaçışın “dokunulmazlık” zırhına bürünme çabası mıdır? Siyasetçinin bu kararı özgür iradesiyle mi, yoksa sahip olduğu “açıklar” üzerinden yapılan bir baskı veya şantaj neticesinde mi alınmıştır?

Özellikle muhalefet partilerinden iktidar saflarına geçişlerde sıkça duyduğumuz “hizmet ve yatırım” gerekçesi, aslında sistemin ne kadar çürüdüğünün bir itirafıdır. Bir belediyenin veya bölgenin hak ettiği yol, su veya altyapı hizmeti alması, o bölge halkının iradesinin “teslim edilmesine” bağlıysa; acı ama burada rüşvetin kurumsallaşmış bir hali var demektir. Bu durum, iktidarı “yatırım karşılığı transfer yapan ya da transfer rüşveti veren bir güç”, seçilmişi ise “halkın oyunu elindeki emaneti bu rüşvet karşılığında devreden bir aracı” konumuna düşürmez mi? “Burada bir ‘siyasi rüşvet olayı’ var.” itirafı olmaz mı bu durum? Öyleyse bir iktidarın, bir bölgeye yapması gereken kamu hizmetini, o bölgenin seçilmiş başkanının partisinden vazgeçmesine bağlaması; hem kamu kaynaklarının hem de hukukun kötüye kullanılması değil midir?

En vahim iddia ise, hukuki süreçleri devam eden veya “açığı” bulunan isimlerin, yargıdan kaçmak ya da dosyalarını kapattırmak amacıyla taraf değiştirmesidir. Eğer bir siyasetçi, hakkındaki şaibeleri örtbas etmek için iktidar şemsiyesi altına sığınıyorsa, bu durum gittiği yapıyı da şaibe altına sokar, töhmet altında bırakır. Kanunen suçlu olduğu iddia edilen birinin “saf değiştirerek” aklanmaya çalışması, parti değiştirerek siyasi koruma kalkanına alınması, erdem-etik değerleri sıradanlaştırıp hatta kirletmekle kalmaz; adaletin sadece “aynı taraf” olanlar için koruyucu olduğu algısını oluşturur ki bu hem yargı bağımsızlığına hem de toplumun adalet duygusuna indirilmiş ağır bir darbedir.

Bu şeytani sorulara cevap istemek seçmenin, cevap vermek seçilenin, bu işlerde bir çapanoğlu varsa onu da bulmak bağımsız Türk yargısının işidir.

Devam edecek…

Vesselam…

Hasan Fayda
Hasan Fayda tarafından gönderilen son gönderiler (Tümüne gözat)
Bizi takip edin
Yazılar - 09:30 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.

HABER LİSTESİ

Instagram'da Takip Et
Verified by MonsterInsights